(25 değerlendirmenin ortalaması: 4.40)
Turan Dursun Hayatını AnlatıyorBen, yüzyılların doğurduğu bir 'ölüm'üm! İslam'ın, tüm dinlerin, tabuların, sonuçları bugün ve yarın görülecek ölümüyüm.

Turan Dursun

 

"Tarih, yalanlar serisinden ibarettir" der Napolyon. Tarih boyunca insanları etkisi altına alan, onları birbirinden ayıran, birbirlerine düşman eden ve yaşamlarını kendi kontrollerinden çıkararak onları yaşarken tutsak eden, tüm yalanlar içerisinde en olumsuz sonuçlara yol açan, dindir. Binlerce yıl, kutsal sayılan kitaplarda yazan yalanlar, insanoğlunun aklını, yaşamını, yaşadığı dünyayı esir aldı. Dinlerin oluşturduğu bu kuşatmaya karşı mücadele, aydınlanma çağının da başlangıcı oldu. Avrupa'da başlayan bu mücadelede, dine ve dini otoritelere karşı mücadele eden aydınlar, insan aklını tutsaklıktan kurtaracak yolu açtılar. Özünde Hıristiyanlık ve kiliseye karşı oluşan bu hareket, pek çok aydını, dinin üzerlerine saldığı şiddeti göğüslemek zorunda bıraktı. Bu yolda fikirlerinden dolayı yakılan akılcı düşünürler, Batı'da özgür düşüncenin, eleştirinin ve bunların üzerinden bilimin gelişmesini sağladılar. Çok açıktır ki dine karşı mücadele, tarihin ileriye sıçrayışını da sağlamıştır.

Bu coğrafyada(İslam coğrafyası) Avrupa'daki gibi bir aydınlanma hareketi oluşmadı. Diğer tek tanrılı dinlere göre, eleştiriye çok daha kapalı ve çok daha merkeziyetçi olan İslam, hakim olduğu coğrafyada kendine yönelebilecek tüm muhalif hareketleri ezme yolunu benimsemiştir. İslamiyet aynı zamanda bir devlet biçimi olduğundan ve kutsal kitap aynı zamanda devletin anayasası işlevi gördüğünden, hakim güçler dine karşı en ufak bir eleştiriye tahammül edemezler. Dinin söylediklerinden kuşku duymak, inançta ve ibadette zaaf göstermek bile cezalandırılır. Türkiye gibi, yarım bir burjuva laikliği ile İslami düzen arasında kalmış bir ülkede de, dini eleştirmek sık rastlanan bir durum değildir. Turan Dursun, hem söyledikleri, hem söyleyişi, hem de yarattığı etki ile Türkiye'de bir ilk olmuştur. Özgür düşüncenin kutsal kitaplara karşı verdiği mücadeleyi bu topraklara taşımış, çok yazmış, üretmiş ve ardında büyük bir birikim bırakmıştır. Eleştiri ve sorgulamaya kapalı bir dinin aklını esir aldığı yığınlar, Turan Dursun ile özgürleşmiştir. Turan Dursun, yüz binlerce okura ulaşan çalışmaları ile sesini toplumun geniş kesimlerine yayarak 'kutsal'ı tartışmaya açmış, yerleşik dini tabuların önünde tek başına bir aydınlanma hamlesinin öncüsü ve mimarı olmuştur.

Turan Dursun'un, öldürülmesinden kısa süre önce Şule Perinçek ile yaptığı uzun görüşmenin kitaplaştırılmasıyla oluşan 'Turan Dursun Hayatını Anlatıyor', bu büyük aydınlanma savaşçısının kendi ağzından hikâyesini sunuyor. Hayatı, görüşleri, din ile olan ilişkisi, düşüncesini yaratan etkenler. vs. bu sıra dışı insanın pek çok kişiden daha çok şey sığdırdığı yaşamına bir bakış.

Yobaz bir babanın çocuğu olarak Turan Dursun, ilkokula gönderilmeden küçük yaşta medreseye başlayarak, çocukluk yıllarını kendi ifadesi ile ''şeyh, ağa ve molla üçgeninde'' geçirir. Din hocalarının yanında, çeşitli tekke ve dergâhlarda İslam konusunda sayılı bilginlerden biri haline gelirken, ilkokulu dışardan bitirip müftü olur. 60'lı yıllarda aydın müftü olarak tanındıktan sonra, İslam'a olan inancını yitirmesiyle müftülüğü bırakır ve TRT'ye memur olur. Müftülük yılları gibi, TRT'deki memurluğu da sürgünlerle geçer. Turan Dursun, otoritelerle hiç iyi geçinememiş, hep sakıncalı bulunmuş, sesi boğulmak istenmiştir. Çünkü üstlendiği her işte, kendisine dayatılanları değil, doğru bildiğini ve gerçeğin ona gösterdiğini sahiplenmiştir. Onu diğerlerinden farklı kılan da, şeriatın içinden geçip aklının imanına üstün gelmesini sağlayan da bu özelliğidir.

Turan Dursun gerçekten de farklı bir din adamıydı. Sivas'taki müftülük yıllarında, sekreterini yerine bırakıp köyleri dolaşıyor; sorunlarını, sıkıntılarını araştırıyordu. Köylere elektrik getiriyor, yol yaptırıyor, müftülük lojmanı yerine hastane yapılmasını sağlıyor. Sivas valisi bütün bunlar üzerine, ''Müftü, müesses nizamı değiştiriyorsun!'' diye çıkışıyordu ona. Cumhuriyet gazetesinde bir dönem yazdığı 'Dini Sohbetler' köşesinde, dinden çok sosyal eşitsizliklere değiniyor. Hakkında komünist müftü söylentisi çıkıyor. SSCB'den para aldığı iddiası yüzünden evine müfettiş bile gönderiliyor!

Turan Dursun, din adamlığını bıraktıktan sonra da kendini yazmaya vermiş, bilgilerini toplumu aydınlatmak için kullanmak istemiştir. Uzun süre yazdığı kitapları bastıracak yayınevi bulamamış, Doğu Perinçek ile tanışması ile hem yazılarını yazabileceği hem de kitaplarını basabileceği imkânlara kavuşmuştur. Bunun sonrasında ağır bir baskı dönemi gelmiş, sonunda kitaplarının basıldığını göremeden öldürülmüştür.

Turan Dursun'un yazdığı ve yaşarken bastıramadığı eserlerinin tamamı bugün elimizde değil. Öldürüldüğü gün evine giren sivil polislerin poşetlere doldurup götürdüğü çalışmalarının çoğuna ulaşılabilmiş değil. Eğer polisler daha fazlasını taşıyabilselerdi, belki bugün elimizde olan eserleri de asla gün ışığına çıkamayacaktı! Çünkü korkuyorlardı. Turan Dursun'un yazdıkları çok kişiyi korkutmuştu. Diyanet İşleri Başkanı'nın gazete manşetlerinden ona cevap vermeye çalışması veya bugün de ortalıkta 'ilahiyatçı' diye dolanan bazı İslamcı yazarların ona gazetelerdeki köşelerinden saldırması, bu korkunun ürünüydü. Hiçbirisi Turan Dursun'un yaşarken karşısına çıkmaya cesaret edememiş, yazdıklarına cevap verememişti. Bugün hem dinci, hem de laik(!) gazetelerin din sayfalarında, büyük kanallarda veya dinci kanalların ve hatta devlet televizyonun din programlarında(ve bazen kadın programlarında) gördüğümüz ilahiyatçı takımı, eğer Turan Dursun yaşasaydı bu kadar rahat dini propaganda yapamayacaklarını biliyorlardı. Çünkü Turan Dursun, İslam'ı hepsinden çok daha iyi bilmesinin yanında, dinin içerisinde barındırdığı tüm çelişkileri, akıl ve insanlık dışı uygulamalarını, gerici vaazlarını teşhir ediyordu.

Turan Dursun'un adı veya eserlerinden bugün artık, hemen hiçbir yerde bahsedilmiyor. Sanki hiç yaşamamış ve sanki hiç öldürülmemiş gibi, medyada ve kamuoyunda adından söz edilmiyor, adeta adını anmaktan korkuluyor. Çünkü ölümünün üzerinden geçen yaklaşık 20 yıla rağmen, Turan Dursun'un adı hala egemenleri korkutuyor. Birkaç onurlu sol aydının ölüm yıldönümünde hakkında yazdığı birkaç anekdot dışında, kimse onu hatırlamak istemiyor.

Laikliğe sahip çıkmak(!)  mesleği haline gelmiş sözde aydın ve yazar kadrosu bugün asla onun adını ağzına alamaz. Çünkü bizim 'Laiklik dinsizlik değildir' sloganı ile özdeşleşen bir laikliğimiz var. Çünkü bizim her ne olursa 'Dine saygılıyız' diyen laik bekçilerimiz var. Dinini de, laikliğini de tanımayan bir toplumun ve sözde aydın kadrosunun karşısına çıkıp 'Ben dinsizim, çünkü din budur!' diyen bir Turan Dursun, Türkiye aydınlanmasına fazla geliyor. Ancak eğer bir gün bu topraklarda aydınlanma devrimi tamamlanabilirse, Turan Dursun'un adı da orada altın harflerle yazılacaktır. Adına üniversiteler, kütüphaneler, kültür merkezleri kurulacaktır. Çünkü tüm aydınlanmacılar gibi onun da ölüsü, dirisinden daha güçlüdür ve savunduğu düşünceler ölümsüzdür.

Dinlerin, binlerce yıl önce ortaya çıkmış ilkel düşünce biçimleri ile günümüz toplumlarını şekillendirmeye çalışması, gerçek özgürlüğün önündeki geçilmesi en zor engellerden biri. Din, her dönem olduğu gibi, günümüzde de egemenlerin dinidir, onların kontrolündedir ve kontrol için onlara din gereklidir. Dinin, 'kutsal tabular' yaratılarak korunmak istenmesi, 'gerçek'ten duydukları korkunun dışavurumudur. Egemenlerin bu korkusu, dinlerin ortaya çıkardığı şiddetin ve zorbalığın da nedenidir. Karanlığın korkaklığına karşı aydınlığın cesaretini savunanlar, bu katıksız şiddete karşı ölüme yürüdüler. Turan Dursun bu yürüyüşte, aydın cesaretinin ülkemizdeki en önemli örneklerinden biriydi. Özellikle 1980 sonrası dönemde, devlet eliyle pompalanan dinci ideolojiye ve aydın temizliğine karşı, tüm baskı ve tehditlere rağmen fikirlerini savunmayı bilmiştir. Çünkü aydın karanlığın üzerine gidendir, yolu aydınlatandır. Turan Dursun, elindeki aydınlanma ışığıyla karanlıkta ilerlemeye devam ediyor.