(17 değerlendirmenin ortalaması: 3.82)
Yön-Devrim HareketiMarx, Feuerbach Üzerine Tezler’de, “Filozoflar, dünyayı, yalnızca çeşitli yollardan yorumladılar, fakat, esas nokta, değiştirmektir,” diyordu; mezartaşındaki iki sözünden biridir. Geleneksel Türkiye aydınlarının en çok sevdiği söz olmalı, zira Türkiye aydınında eylemlilik veya pratik hep ağır basıyor. Ne kadar değiştirebildiler, ayrı bir tartışmanın konusudur, amma ve lakin, değiştirmeye çalıştıkları kesindir. Geleneksel Türkiye aydınının enternasyonel damarı pek zayıftır ve değiştirmeye çalıştığı da ülkesiyle sınırlı kalıyor.

Türkiye aydın tarihi, müdahale etmek isteğiyle yanıp tutuşan aydınlarla doludur. Hızla sanayileşen, bilim ve teknik alanında yakalanması pek güç gelişmeler kaydetmiş bir Batı’nın karşısında oldukça geride kalındığının ayırdına varan Yeni Osmanlılar’ın önündeki sorun da; “hasta devleti” iyi etmek ve toplumsal gelişmelerin sırrını çözmek peşindeki Jön Türkler’in önündeki sorun da; ayaklarının altından kayıp giden ülkelerini kurtarma arayışındaki İttihatçıların ve işgal edilmiş ülkelerini kurtarıp “çağdaş uygarlık seviyesine” çıkarma savaşımındaki Kemalistlerin önlerindeki sorun da, bu bakımdan, hep aynıdır; müdahale arzusu var.

Yön-Devrim Hareketi
Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar
Gökhan Atılgan

İçindekilerÖnsöz - Giriş

Yayınevi: Yordam Kitap
Baskı: Ekim 2008 (2. Baskı)
Yayın Yönetmeni: Hayri Erdoğan
Kapak ve İç Tasarım: Savaş Çekiç
Sayfa Düzeni: Gönül Göner
Sayfa: 368
Fiyat: 17 TL
ISBN: 978-9944-122-51-1

Kitap Hakkında:
Cumhuriyet Kitap (Cem Eroğul)
Radikal Kitap (Cenk Saraçoğlu)
Türkiye aydınındaki bu müdahaleci damar, geleneksel hattı oluyor. Liberal-muhafazakâr diktatorya döneminde, nasıl müdahale edilebileceği sorunu, Türkiye aydınının önündeki en büyük sorun olarak durmaya devam ediyor; her gün, nasıl değiştirebileceğimizi tartışıyoruz. Müdahale sorunu tartışılırken tarihi gözden geçirmek, öğretici olmanın ötesinde, bir zaruret olarak ortaya çıkıyor. Güçlü bir tek parti iktidarının varlığı ve bu iktidarın despotizme yönelmiş olması, Türkiye sağındaki süreklilik de hesaba katıldığında, günümüz ile 1950’li yılların ikinci yarısı hakkında bir koşutluk kurmayı kolaylaştırıyor. 1950’li yılların ikinci yarısındaki baskı döneminde gelişen aydın muhalefetinin içinden doğan Yön-Devrim Hareketi, bu bakımdan ve başka birçok açıdan incelenmeye değer bir nitelik taşıyor.

Türkiye’deki sosyalist hareketlerin tarihiyle ilgili olup Yön-Devrim Hareketi’nin ancak bir bölüm olarak ele alındığı çalışmalar bir yana, Hikmet Özdemir’in Sol Kemalizm isimli kitabı ve Nuran Aytemur’un The Turkish Left and Nationalism: The Case of Yön isimli yüksek lisans tezinin yanında, Gökhan Atılgan’ın Yön-Devrim Hareketi: Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar (İstanbul: TÜSTAV, 2002) isimli çalışması, Hareket’e ilişkin en kapsamlı ve güncel çalışma olarak önümüzde duruyor. Atılgan’ın bu çok başarılı yapıtı, Yön-Devrim Hareketi üzerine bir tartışma için yeterli veri ve değerlendirmeyi içeriyor.

Hareketin kurucusu olacak aydınlar, Forum dergisi etrafında örgütlenen, “hürriyet” ve “demokrasi” taleplerini yükselten muhalefetin içinde kendi farklarını koruyarak yer almışlardı. DP despotizmine karşı yükselen muhalefet hareketine göre, esas sorun siyasal rejimin niteliğiydi. Oysa, Yön-Devrim Hareketi’nin çekirdeğinin oluşturacak aydınlar için esas sorun ülkedeki geri iktisadî ve sosyal yapının değiştirilmemiş olmasıydı; Yön-Devrim Hareketi’nin bu itirazı, günümüzde de “yeni anayasa” tartışmalarının olduğu düşünüldüğünde, önemlidir. Yön-Devrim Hareketi’nin kurucusu olacak aydınlar, ülkenin hızlı kalkınması için yegane yol olarak gördükleri sosyalizme, Kemalist ilkelerin Marksizm’den yararlanılarak yeniden yorumlanmasıyla varılabileceğine inanıyorlardı. Bu fikirlerin savunulabilmesi içinse daha demokratik bir ortamın oluşması gerekiyordu. DP karşıtı muhalefetin içinde yer almalarının başlıca nedeni budur.

Yön-Devrim Hareketi’nin doğuş süreci, hem Yön’ün (1961-1967) hem de Devrim’in (1969-1971) kurucusu ve başyazarı olacak olan Doğan Avcıoğlu ve Mümtaz Soysal’ın, “kalkınma, demokrasi ve Kemalizm” temalarının DP karşıtı muhalefetin çerçevesini çizdiği bir zamanda, 1957’de tanışmalarıyla başlar (Atılgan, 2002: 30-31). Soysal, üniversite okuduğu Paris’ten sosyalizmi benimsemiş olarak dönen Avcıoğlu ile tanıştığında, doktora tezini hazırlıyor ve Avcıoğlu’yla aynı sorunun cevabını arıyordu: Türkiye nasıl kalkınabilir? Ibid.: 33 DP’ye karşı yükselen muhalefetin en önemli araçlarından biri olan Forum, Kim, Akis ve Ulus gibi dergilerde yazılar yazarak yer alan bu iki genç akademisyen, İlhami Soysal ve İlhan Selçuk gibi, sonradan Hareket’in önde gelen isimlerinden olacak aydınlarla da bu muhalefetin içinde tanışıyorlardı Ibid.: 39. Hareket’in ortaya çıkışı, 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi sonrasıdır. İlk olarak, müdahalenin ardından, Yön Hareketi’ni oluşturacak kadronun neredeyse tümü Temsilciler Meclisi’ne seçiliyordu. Sonradan harekete dahil olacak diğer aydınlarla temas kurdukları bu dönem, onlar için aynı zamanda bir “ilk ciddi staj dönemi” de oluyordu Ibid.: 46. 1961 Anayasası, doğmakta olan Yön grubunun görüşlerinin etkin olduğu bir anayasa değildi, daha çok Forum çizgisi egemendi; anayasanın taslağını hazırlayan komisyonun başkanı, Forum’un öncülerinden Turhan Feyzioğlu’ydu. Ne var ki, DP karşıtı muhalefet, 1961 Anayasası için yapılan referandum ve 15 Ekim 1961’deki seçimlerle büyük bir hayal kırıklığına uğruyordu; seçmen çoğunluğu, referandumda Anayasa’ya karşı oy atıyor, seçimde de DP çizgisindeki partileri destekliyordu. İşte Yön dergisi de, 1961 seçiminin hemen ardından, 20 Aralık 1961’de yayın hayatına başlıyordu.

Yön-Devrim Hareketi, içeride böylesi koşulların ortasında doğarken, önerdiği “kapitalist olmayan kalkınma yolunun” yükselişine de tanıklık ediyordu. 1950’lerden itibaren sömürge ülkeler birer birer bağımsızlıklarını kazanıyor ve Üçüncü Dünya denilen ülkelerin başını çektiği Bağlantısızlar Hareketi ortaya çıkıyordu. Yön-Devrim Hareketi, Yalçın Küçük’ün deyimiyle, “Nasır’ın yıldız olduğu bir dünyada” parlıyordu aktaran Atılgan, 2002: 50, 94. Atılgan, Hareket’in siyasî fikirlerini Ibid.: 59-157 ayrıntısıyla anlatıp değerlendirdikten sonra, iktidar stratejilerini Ibid.: 159-253 ve Ibid.: 255-323 kurumsal yapısını da aktarıyor. Hareketin siyasî fikirleri, daha önce de özetlediğim gibi, Kemalist ilkelerin Marksizm’den yararlanılarak yeniden yorumlanmasına dayanan bir sosyalizm reçetesini içeriyordu. Yöncülere göre, Üçüncü Dünya ülkeleri tarafından uygulanan milliyetçi, devletçi ve halkçı politikalar, aslında Kemalizm’in ilkeleriyle de uyumluydu. Devrimcilik dahil, Namık Kemal’ler, Jön Türkler ve İttihatçılar tarafından da farklı koşullarda çeşitli biçimlerde dile getirilen bu Kemalist ilkelerin değişik bir kavranışıyla “tedavi” mümkündü Ibid.: 329.

Yöncülerin iktidar stratejileri de Üçüncü Dünyacı analizleriyle uyumluydu. Sosyalizme gidişe önderlik edecek kadar gelişmiş bir işçi sınıfının olmayışı ve gelişmenin öncülüğünü daima asker ve sivil aydınların yapmış olması nedenleriyle, sosyalizme giden yolun “zinde kuvvetlerin” Kemalizm kaynaklı bir sosyalist politika izlemesiyle mümkün olabileceğini düşünüyorlardı. İşçi ve emekçi sınıfları etkilemektense, askerler ve aydınlar üzerinde etkili olmaya çalıştılar. Doğrudan ve derhal değiştirme yolu olarak askerleri ve aydınları etkilemeye çalışmaları, Osmanlı-Türkiye geleneksel aydın hareketinin bir parçası olarak devamlılığın da bir göstergesi olarak okunabilir. Hikmet Özdemir’in, Avcıoğlu’nu anlattığı kitabının adının Doğan Avcıoğlu: Bir Jön Türk’ün Ardından (İstanbul: Bilgi, 2000) olması, bu açıdan, oldukça yerindedir.

Yön-Devrim Hareketi, iktidar stratejilerinin bir parçası olarak 1971’de askerlerle birlikte giriştiği ihtilal denemesinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından siyasal alandaki gücünü yitirdi. Bu noktada, Yön-Devrim Hareketi’nin, etkileyerek üzerinden politika yapmak istediği ordunun, çıkarlarının bekçisi olduğu hakim sınıflardan ne ölçüde ayrı ve bağımsız düşünülebileceğinin analizini yapamadığı eleştirileri getirilebilir. Ancak, bana kalırsa, Yön-Devrim Hareketi, iktidarı stratejisi ve bundaki başarısızlığı bakımından değil, daha çok aydınlar ve Türkiye solu üzerindeki siyasal etki gücü bakımından çok büyük bir öneme sahiptir. Siyasal etkilerinin çok güçlü olması nedensiz değil: 27 Mayıs sonrası ilk kez “sosyalizm” kavramını kullanan da Ibid.: 104, ilk kez doğrudan “Kürt meselesi” diyebilen de Ibid.: 112 ve o zamana dek kimsenin yayımlama cüretini gösteremediği Nâzım Hikmet şiirlerini ilk kez yayımlayan da Ibid.: 274-276 Yön oluyordu; tüm bu kavramların meşruiyet kazanmasında büyük payının olduğuna şüphe yoktur. Atılgan’ın sözcükleriyle, “Osmanlı-Türk tarihini Marksizan bir görüş açısıyla tahlil edip bu tahliller ışığında Türkiye’nin geleceği için belirgin teklifler getirmeyi ilk kez deneyen” de onlardı Ibid.: 329.

Geleneksel Türkiye aydın hareketinin son halkalarından biri olan Yön-Devrim Hareketi’nin deneyimi, düşünsel etki odağı olma ve bunun üzerinden siyasal nüfuz geliştirme pratiği nedeniyle, incelenmeye, üzerinde yeniden düşünülmeye ve sorgulanmaya değer bir nitelik taşıyor. Teorik yetersizlikleri veya hatalarına dönük eleştiriler yapılıyor ve genişletilebilir. Yön-Devrim Hareketi’nde de bulunan, Jön Türkler’den bu yana gelen Türk aydın geleneğinin devrimci bir parçası olan değiştirme/müdahale arzusunun ve buna bağlı olarak sürekli bunun yöntemleri üzerine kafa yorma eylemliliğinin, maalesef, yitirildiği görülebiliyor. Kemalizm-Marksizm ilişkisini yeniden düşünmek, daha önce kullanılamayan kavramları kullanabilmek veya yepyeni bir tarih yazımına girişmek bir yana, günümüz Türkiye aydınına düşen, hiç olmazsa, Jön Türkist közünü canlı tutabilmek olarak görünüyor.