(18 değerlendirmenin ortalaması: 4.22)

Demokrat Parti - Tarihi ve İdeolojisi

Liberal-muhafazakar tarih anlatısı, Demokrat Parti’nin iktidara gelişini pozitivist ve jakoben vesayetçi tek parti iktidarına karşı geniş halk kitlelerinin iradesinin zaferi ve 27 Mayıs’ı da bu iradeye karşı vurulmuş bir darbe olarak betimler. Bu anlatıda, DP demokrasiye inanmış bir parti, Menderes ise bir demokrasi kahramanı ve sonrasında da şehidi olarak kodlanır. 27 Mayısçılar ise demokrasiye ve milli iradeye düşman bürokratik elitlerdir.

Bu anlatı epistemolojik düzeyde, Türkiye tarihinin merkez-çevre dikotomisi üzerinden analizi edilmesine yaslanmaktadır. Buna göre Demokrat Parti, çevrenin yani modernleşmeye direnen muhafazakâr-mütedeyyin halk kitlelerinin siyasi temsilcisidir 27 Mayıs ise 14 Mayıs 1950 seçimlerinde kaybeden merkezin, yani modernleştirici bürokratların iktidarı geri alma operasyondur.

DP’nin demokratik bir hareket olarak sunulması da, çevrenin nesnel çıkarlarını temsil eden bir siyasal hareket olduğu iddiası da, Türkiye tarihinin liberal-muhafazakar paradigma üzerinden okunması ile ilgilidir ki bu paradigma nihai düzlemde mevcut sömürü ve tahakküm ilişkilerini siyasal, toplumsal ve ekonomik düzlemde yeniden üretmektedir.

Cem Eroğul’un bundan tam 41 yıl önce 1968 yılında yazmış olduğu bu kitap, aradan geçen onca yılın ardından okunduğunda hem on yıllık DP iktidarının nasıl bir diktatörlüğe dönüştüğünü ortaya koyması açısından, hem de DP’nin mirasına sahip çıkan günümüz iktidarının bu mirası nasıl liberal-muhafazakâr bir diktatörlük inşası için kullandığına dair önemli ipuçları vermektedir.

14 Mayıs 1950’de oyların % 53’ünü alarak parlamentodaki 487 sandalyenin 408’ini kazanan DP’nin meclisten ilk çıkardığı kanunun Arapça ezan yasağının kaldırılmasına ilişkin olması, bir devrin kapanmış olduğunu ortaya koyması bakımından hayli manidar bir nitelik taşımaktadır. Bunun ardından bir af kanunu çıkarılmış ve CHP döneminde işlenen bütün suçlar affedilmiştir.
Demokrat Parti
Tarihi ve İdeolojisi
Cem Eroğul
Baskı: Nisan 2009 (4. Basım)
Ebat: 13 cm x 19,5 cm
Sayfa: 292
Fiyat: 17 TL
ISBN: 975533227-8
Yazar Hakkında:
Her iki kanunun da DP’nin vermek istediği “yeni bir dönem başlıyor” mesajına uygun olduğu açıktır.

Türk dış politikasının emperyalizmin taşeronluğuna uygun bir veçheye kavuşturulması DP döneminde gerçekleştirilmiştir. Çevrenin temsilcisi olarak iktidara gelen Menderes hükümeti, komünizmle savaşmak üzere çevrenin, yani yoksul halkın çocuklarını Kore’ye göndermekte tereddüt etmemiş ve böylelikle Türkiye’nin NATO’ya üyeliği kabul edilmiştir. On yıllık DP iktidarı boyunca Türkiye Ortadoğu’daki bağımsızlık yanlısı savaşların hepsinde emperyalistlerin tarafını tutmuş, bağımsızlıkçı akımlara karşı emperyalistler ve işbirlikçileriyle paktlar imzalamış, Mısır ve Suriye gibi bağımsızlık yanlısı ülkelerle diplomatik krizler yaşamıştır. Bugün temizlenmesi gündemde olan Suriye sınırındaki mayınlar da böylesi bir krizde, NATO ile işbirliği içerisinde bölgeye döşenmiştir. Merkez-çevre analizlerinin ısrarla görmezden geldiği olgu, içerde çevrenin oyları ile iktidara gelmiş olan DP’nin, küresel ölçekteki merkez-çevre ayrımı söz konusu olduğunda bütün siyasetini emperyalist merkezlere yanaşmak üzerine inşa etmiş olmasıdır. Uluslararası ölçekteki bu eklemlenme içeride çevrenin nesnel çıkarlarına aykırı bir sonuç yaratmış ve ilk yıllardaki büyüme bir süre sonra tersine dönerek geniş halk yığınlarının yoksullaşması ile sonuçlanmıştır.

DP iktidarı dışarıda Sovyetler Birliği’ne içerde ise komünistlere ve işçi hareketine karşı düşmanca bir tutum takınmış, sendika ve grev gibi en temel hakları dahi tanımamıştır. 6-7 Eylül olayları ise Kıbrıs’ın emperyalist planlar doğrultusunda bir sorun haline getirilmesini sağlamak amacı ile DP tarafından düzenlenmiş ve Rumların önemlice bir bölümünün Türkiye’yi terk etmesiyle sonuçlanmıştır.

DP iktidarı dönemin basınını kamu ihalesi ilanlarını bir silah şeklinde kullanarak baskı altına almaya çalışmış, profesörlere siyaset yasağı getirmiş, seçim dönemleri dışında miting yapılmasını engelleyen düzenlemeler yapmış, basın kanununu değiştirerek basın yoluyla işlenen suçlara büyük cezalar getirmiştir. Seçimlerde kendisine oy vermediği için Kırşehir’in ilçe yapılması ve Malatya’nın Malatya ve Adıyaman olarak ikiye bölünmesi ise DP diktatörlüğünün icraatlarının hangi noktaya geldiğini göstermesi bakımından manidardır.

DP, iktidarının son yılında kurulan Tahkikat Komisyonu ise Eroğul’un deyişiyle “DP diktatoryasına hukuki zemin oluşturmak amacıyla çıkarılan tam bir baskı fermanı mahiyetindedir.” (s. 244) Bu komisyonunun kuruluşu aynı zamanda DP iktidarının da sonu anlamına gelmektedir. Başını üniversite hocaları ve öğrencilerinin çektiği toplumsal muhalefetle ordu içerisindeki DP karşıtı subayların işbirliği neticesinde on yıllık DP iktidarına son verilmiştir.

Eroğul’un kitabı hem DP’nin sınıfsal pozisyonunu ve Türkiye’yi dünya sistemine eklemleme projesini hem de bir liberal-muhafazakâr diktatörlüğü nasıl inşa ettiğini göstermesi bakımından hala güncelliğini koruyan bir çalışma niteliğindedir. Türkiye’nin 3 Kasım seçimlerinden beri yaşadığı sürecin ise çalışmayı ayrıca güncel kaldığı açıktır.