(21 değerlendirmenin ortalaması: 3.62)
Thumbnail image
Türkiye’de Kürt meselesinin bugün geldiği evrede, çözümün nerede olacağına yönelik canhıraş bir çaba ile kendisini parçalayan liberal muhafazakâr ittifak, kendi yaklaşımının sığlığının en güzel örneğini Altan Tan’ın kitabında gösteriyor.  Öyle ki, meseleye ilişkin geliştirilen değerlendirmelerin yüzeyselliği, kendisini bir Kürt ‘aydın’ı olarak tanımlayan Altan Tan’ın, Kürt tarihi hakkında ne derece bilgi sahibi olduğunun önemli bir göstergesi olarak beliriyor.

Altan Tan’ın Kürt Sorunu ismini verdiği kitabını elime aldığımda, bir an için kitabın hacmi ve konu başlıkları itibariyle oldukça kapsamlı analizler yapma ihtimali olduğunu düşünmüştüm. Bu denli çetrefilli ve hassas bir mesele üzerinde, Tan’ın yazdığı kitabı okumaya başladığımda ise, ilk sayfasından son sayfasına kadar oldukça yüzeysel, Kürtleri İslamcı projeye ikna etmek üzerine kurulmuş ve propaganda kokan niteliğiyle öne çıktığını gördüğümde yanılmadığımı anladım. Ortaokul tarih ders kitabı düzeyinde olan bu çalışma, yalnızca kitap okurlarının algı düzeylerini değil aynı zamanda Kürt halkının bugüne kadar biriktirmiş olduğu hayli zengin tarihsel ve kültürel mirası da hafife almakta. Acaba sorun Kürtlerden mi yoksa başka bir şeyden mi kaynaklanmakta? Cevabı verelim. Söz konusu durum Kürtlerin tarihsel ve kültürel mirasının sığlığından değil, kendisini “aydın” olarak niteleyen bir yazarın gerekli titizlikten ve bilimsellikten uzak durarak yalnızca propaganda yapma niyeti taşıyor oluşundan türemekte.  Altan Tan’ın, “Feodal kurumlarla birlikte tüm feodal kültüre ve geleneklere de karşı çıkıldığında ortada Kürtlük namına soyut bir Kürtçe dilinden başka bir şey kalmamaktadır”  şeklindeki ifadesi bu sığ yaklaşımın önemli bir göstergesi olarak beliriyor. Kısacası Altan Tan, Kürtlüğün asıl olarak feodal kültürün önemli bileşenleri olan tarikat ve aşiret faktörlerinden ibaret olduğunu ve bunun dışında Kürtlüğün hiçbir anlam ifade etmediğini anlatmaya çalışıyor. Oysa ki, Kürt folklorunun sözlü ve yazılı mirasında yer alan fablların, hikâyelerin, masalların, bilmecelerin ve şiirlerin temaları incelendiğinde Kürt kültürünün yalnızca aşiret ve tarikat ekseninde belirlenmediği görülecektir. Aşiret ve tarikat faktörlerinin Kürtlüğün oluşumunda başat bir rol oynaması ve çok güçlü bir belirleyen olması, Kürtlüğün yalnızca bu unsurlardan oluştuğu anlamına gelmemektedir. Kürtlüğün oluşumunda bu unsurlara gösterilen bir direnç de söz konusudur. Ki bu direnç unsurları kendisini en iyi şekilde Kürt fabl, hikâye ve mizahlarında kısacası Kürt folklorunun bütününde göstermektedir. “Horoz ve Tilki” fablının Nakşi şeyhlerini hedef alan din karşıtı bir fabl olduğu, “Şeyh Süleyman” hikayesinin dini sınıfa yönelik kara bir mizahı anlattığı Nikitin’in çalışmalarından öğrenilebilir. Hacı Qadıri Koyi’nin (1815-1892) yurtseverlik temalı şiirleri ile ünlü olduğu ve hatta materyalist öğeler taşıdığı da Kürtler arasıda bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte Türkiyeli Kürtlerin 1960 sonrası Türkiye solu ile olan buluşmasından laisist ve aydınlanmacı bir gelenek yaratabildiğini de belirtmek gerekmektedir. Bu gibi kısa örnekler, Kürtlerin aşiret ve tarikat unsurlarının belirleniminden çıkabildiğini, Kürtlerin aydınlanmacı bir geleneğinin olduğunu ve bunun Kürtler içinde tarihsel bir zemine bastığını göstermektedir. O halde Altan Tan, neden Kürt siyaset ve kültürünün bu gibi aydınlanmacı noktalarına vurgu bile yapmayarak böyle bir iddiayı ileri sürmektedir. Burada iki tespit yapılabilir. İlki yazarın bir Kürt “aydın”ı olarak Kürt kültürünün bütününden bi haber oluşudur. İkincisi ise, yazarın yine bir Kürt “aydın”ı olarak söz konusu gerçeklikleri bilip, hiç de böyle bir birikim yokmuş gibi davranmasıdır. Sonuç ne olursa olsun tek bir gerçek vardır. O da Altan Tan’ın bilgi değil cehalet üretiyor oluşudur. Hal böyle iken Kürt halkının bir Kürt “aydın”ı olarak Altan Tan’a ne kadar ihtiyaç duyduğu oldukça tartışılır. Fakat su götürmeyen bir gerçek var ki; o da Altan Tan’ın Kürt halkı tarafından ivedilikle aydınlatılması gerektiğidir. Kürtlerin tarihsel birikimi Altan Tan’ın “aydın” birikiminin oldukça ötesinde ve bunu yapmaya muktedirdir.

Altan Tan’dan Çocuklara Masallar
Altan Tan’ın Kürt fabl, hikaye ve masallarına oldukça yabancı olduğu kendi anlattığı masalların sığlığından da anlaşılabiliyor. Evet, Altan Tan mizah kokusu veren oldukça sığ bir masal anlatıyor. Diyor ki masalında Tan, Kürtler haşmetli Osmanlı çağında bu coğrafyada din kardeşleri Türklerle ümmetçilik fikri altında bir arada yaşarken, birden ortaya çıkan laisist cumhuriyet bu birlikteliğin kökünü kurutuyor. Devam ediyor Tan ve Kürtlere bu cumhuriyetin bilinçli bir biçimde düşmanlık ürettiğini söylüyor. Bu anlatının sonunda büyük Kürt “aydın”ı Altan Tan, sorunun çözümünü de bir çırpıda buluveriyor. Masalın sonunu bilmeceye bağlayarak çözümün ne olduğunu tahmin edene kendi şaheserini hediye eder mi bilemeyiz ama, biz yine de onun ağzından aktaralım. Masalın sonunda kahramanımız, Kürtleri cumhuriyetin boyunduruğundan kurtarıp, ‘kardeşçe’ bir yaşamı sağlayacağını iddia ettiği ümmetçiliği tahkim ederek, Kürtleri de Türkleri de mutlu sona ulaştırıyor. Bize de Altan Tan’ın fantezi dünyasına teşekkür etmek düşüyor. Lakin teşekkürün bizi eğlendirdiği ölçüde geçerli olduğunu hatırlatıp haşlama zamanın geldiğini de belirtmek gerekiyor. Her şeyden önce Altan Tan’da tıpkı liberal muhafazakâr ittifakın önde gelen diğer ideologları gibi Kürt meselesine ilişkin çözüm önerisini, Kemalistlerle Kürtler arasındaki tarihsel çelişkinin tarih üstü ve ezeli bir düşmanlık olduğu retoriği üzerinden kuruyor. Bu durumda Altan Tan’a önerimiz, Kürtler ile Kemalistler arasındaki çelişkinin tarih üstü olmadığını, bu çelişkinin farklı tarihsel koşullarda farklı toplumsal ve ideolojik belirlenimler altında türediğini ve bu yüzden de ebedi bir nitelik taşımadığını hatırlatmaktır. Kürtler ile Kemalistlerin bugün yaşadığı koşullar ile seksen yıl önce yaşadığı koşulların tarihsel niteliğinin farklılaşmış olması, bu iki unsurun birbirine düşmanlık üreten değil tam tersine kaderlerini birbirine bağlayan bir konjonktür değişikliğinin gerçekleştiğini ifade etmektedir. İkinci olarak Altan Tan’a sormak gerekmektedir. Din kardeşliğini neden Türkler ile Müslüman Lazlar veya Müslüman Çerkezler üzerinden değil de Kürtler üzerinden vurgulama gereğini hissetmektedir? Belli ki Altan Tan, Türkler ile Kürtlerin din kardeşliği vurgusunu öne çıkararak, “Kürtlüğün aşiret ve tarikat faktörleri dışarıda bırakıldığında bir hiç olduğu” iddiasına dayanak kazandırmaya çalışmaktadır. Türkleri Müslüman Laz ve Çerkezler ile değil de Kürtler ile din kardeşi yapan, Kürtlerin hasıraltı edilmeye çalışılan ve Altan Tan’ın yok saydığı aydınlanmacı birikimidir.  Kürtler içindeki aydınlanmacı ve ilerici değerlerin varlığı, Türkler ile Kürtleri din kardeşi yapma gereğini doğurmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, asıl amaç kardeşçe bir arada yaşamayı sağlayacak bir çözüm geliştirmek değil, Kürtlerin ilerici değerlerinin Kürt toplumundan tasfiye edilmesidir.

Altan Tan’a Öneriler
Altan Tan’a ilk önerimiz, bundan sonraki çalışmalarını siyasette değil mizah alanında gerçekleştirmesidir. Ondan beklentimiz ‘eşsiz hayal gücü’nü kullanarak yeni çalışmalar ortaya çıkarması ve bizleri oldukça güldüren esprilerinden mahrum bırakmaması olacaktır. Zira, Türkiyeli okurların mizah kitaplarına da ihtiyacı bulunmaktadır. Yok eğer, “ben Kürt ‘aydın’ı sıfatımdan memnunum. Bundan sonra da Kürtler üzerine yeni çalışmalar yapacağım” derse, Kürtler üzerine çok daha fazla okumasını, bilgisizliğini daha fazla gidermesini ve ‘analitik düşünme’ yeteneğini geliştirmesi gerektiğini ifade etmeliyiz. “Peki bunun için ne yapmalıyım?” diye kara kara düşünecek olursa da, fazla tasa edecek bir şey olmadığını, lakin bir okuma listesini aşağıda kendisi için hazırladığımızı belirtelim.

Altan Tan’ın Okuma Listesi:
  • 100 Soruda Kürtler
  • 100 Soruda Aydın Olmak
  • 100 Soruda Analitik Düşünme Yeteneği
Bu liste gözünüzü korkutmuş olabilir Altan Bey. Fakat sizin de malumunuz Kürt ‘aydın’ı olmak öyle kolay değil. Anlaşılan epey uzun bir yol var önünüzde. Ne diyelim. Kolay gelsin size.