Son Yorumlar

(14 değerlendirmenin ortalaması: 4.36)

cumhuriyet-halk-ve-muzikÇağlar Keyder bir çalışmasına, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinin tarihinin yazılmasının adeta bir tür ideolojik savaş alanı olduğunu söyleyerek başlar. Yakın dönem Türkiye tarihinin yazılmasına ilişkin bu önerme, herhalde hiçbir zaman, hegemonyasını iyiden iyiye güçlendiren liberal-muhafazakâr entelijansiyanın Türkiye tarihini yeniden kurmaya giriştiği son yıllar için geçerli olduğu kadar geçerli olmamıştı. Türkiye tarihinin liberal-muhafazakâr bir perspektiften yeniden yazılması süreci, başta akademya olmak üzere, çeşitli mecralarda bir tür el çabukluğuyla ilerliyor. Şüphesiz rövanşizmin sebep olduğu kimi zorlamalarla birlikte. Sevan Nişanyan’ın Yanlış Cumhuriyet ve Mümtaz’er Türköne’nin 68 Kuşağı adlı kitapları bu karikatürize anlatımların kristalize olmuş haline ilk elden verilebilecek örnekler. Ancak söz konusu ekstrem örneklere rağmen, temeli “86 yıllık statüko”nun, her dönem sınıflar üstü kalabilen “bir avuç bürokrat tarafından” sürdürüldüğü eksenine oturan bu tezlerin, genelgeçer doğrular niteliğini kazandığını söylemek mümkün. Yakın dönem Türkiye tarihine ilişkin liberal-muhafazakar okumanın, tezlerini devşirdiği ampirik rezervlerin başta gelen kalemlerinden birini ise erken Cumhuriyet dönemi kültür politikaları oluşturmaktadır.

Özgür Balkılıç’ın, erken Cumhuriyet döneminde yapılan halk müziği reformunu inceleyen çalışması, tam da sözü edilen alanda geçerli paradigma haline gelmeye başlayan liberal-muhafazakar yaklaşıma mesafeli duruşu ve alternatif bir okuma sunmasıyla dikkat çekiyor. Balkılıç kitabında genelde dönemin kültür politikalarını ve özelde müzik reformlarını, Kemalist “merkez”in muhafazakâr “çevre”ye bir dayatması olarak değil; ulus inşası sürecinin önemli bir bileşeni olarak ve en önemlisi Kemalizmin apolojisine girişmeden ele almakta. Dolayısıyla çalışma, halk kültürüne ve folklora yapılan müdahalelerin Türkiye’ye özgü olmadığını; Finlandiya’dan Afganistan’a, Brezilya’dan Lübnan’a uzanan bir yelpazede değişik ulus inşası süreçlerinde benzer müdahalelere tanık olunduğunu vurgulayarak başlıyor.

Balkılıç’ın kitabının temel sorunsalları, yeni rejimin müzik politikalarının Kemalist söylem ve pratikler tarafından nasıl ve hangi araçlarla şekillendirildiği; halk müziği reformunun yeni bir devlet inşa etmeye çalışan Kemalist kadrolar için ne ifade ettiği; elden geçirilen ve belirli bir kalıba sokulan türkülerde nelerin değiştiği ve bu sürecin halk müziği geleneğine nasıl bir etkide bulunduğudur. Balkılıç bu soruları, dil, tarih ve arkeoloji çalışmaları gibi ulus inşası sürecinin diğer bileşenleriyle etkileşimleri içerisinde incelenmekte ve tıpkı Türkiye özelinde Tarih Tezi ve Dil Teorisi’nde, genelde ise tüm uluslaşma süreçlerinde çeşitli veçheleriyle kendisini gösteren, bir tür yeniden kurmayı sağlayacak geçmişteki kimi öğeleri dışlama ve yeniden üretmenin, dönemin müzik reformları için de geçerli olduğunu tespit etmekte. Balkılıç’a göre, Kemalist kadrolar tarafından temel amacı “ulusal ve çağdaş bir müzik”  yaratmak olarak tanımlanan dönemin müzik politikaları, üç sacayağı üzerine oturur: Dışlanacak olan Osmanlı geleneksel müziği, yeni müziğin payandasını oluşturacak olan halk müziği ve bu müzik ile sentezlenecek olan Klasik Batı müziği.

Balkılıç kitabında, dönemin müzik politikalarını, bu politikaların ulusal kimliğin yaratılması sürecindeki kaynaklarını, uluslaşma sürecinin diğer bileşenleriyle müzik reformu arasındaki kesişme noktalarını ve Kemalist kadroların söz konusu politikaları uygularken düştükleri çelişkileri ve tutarsızlıkları oldukça açıklayıcı bir şekilde analiz ediyor. Bununla birlikte, Balkılıç’ın dönemin kültür politikalarından hareketle milliyetçiliğin genel karakteristiğine ulaşmadaki başarısını; dönemin müzik politikalarının ana çerçevesini milliyetçilikle birlikte belirlediğini söylediği halkçılık söz konusu olduğunda yakaladığını söylemek biraz güç. Şöyle ki, Balkılıç, “Kemalist popülizm”i ele aldığı satırlarda halkçılığı, tam da milliyetçiliğin özünü oluşturan kalemler etrafında okumakta ve dönemin halkçılık ve köycülük politikalarının uygulanmasının tek sebebinin ve amacının “saf ve temiz Türk halkı”na ulaşmak ve onu yeniden icat etmek olduğunu iddia etmekte. Bu tutum bir yandan yazarı, olsa olsa sağ Kemalizm için geçerli olabilecek olan, Kemalizmi milliyetçilikle özdeş okumanın sınırlarına getirmekte. Diğer yandan da, “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz” vurgusunda çekirdeğini barındıran halkçılık politikalarına duyulan ihtiyacı belirleyen bir dizi iç-Kemalist iktidarın kitle tabanının zayıf olması- ve dış-1920’li yıllarda Orta ve Doğu Avrupa’dan Hindistan’a dek uzanan coğrafyada görülen halk ayaklanmaları- konjonktürü gözden kaçırmakta.

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorum yaz

Küçült | Büyüt

busy