(22 değerlendirmenin ortalaması: 4.50)

Fransız Devrimine Bakış -İki Yüz Yıl Sonra Marseillaise'in Yankıları-Geride bıraktığımız yıl, 1908’in yüzüncü yıldönümüydü. Türkiye tarihçiliğinin, II. Meşrutiyet’in yüzüncü yılında, 1908’i ve 1908’in mirasını hatırladığı ve tekrar düşündüğü söylenebilir. Nitekim geçtiğimiz sene II. Meşrutiyet’i ele alan pek çok sempozyum, konferans, toplantının düzenlenmesi ve yayının yapılması 1908’in Türkiye tarihi açısından önemini gösterir nitelikte. Sloganları, “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet ve Adalet” olan II. Meşrutiyet’in ilhamını aldığı 1789 Fransız Devrimi’nin iki yüzüncü yıldönümü nedeniyle Eric Hobsbawm’ın kaleme aldığı bir kitap, 2009’un Ocak ayında Türkiye’de yayımlandı: Fransız Devrimi’ne Bakış.

Hobsbawm, kendi adlandırmasıyla devrim, sermaye, imparatorluk ve aşırılıklar çağları üzerine çalışan bir sosyal bilimcidir. Hobsbawm için “tarihçi”den ziyade, “sosyal bilimci” sıfatının kullanılması bilinçli bir tercih. Çünkü Hobsbawm’ın çalışmaları, yöntemsel olarak, sosyal bilim disiplinleri için kurgulanagelen epistemolojik yelpazenin bir tarafına hapsedilemeyecek içerikte ve dolayısıyla disiplinlerarası nitelikte. Büyük ölçüde bu disiplinlerarası perspektifin sağladığı olanaklar sayesinde de 20. yüzyılın şüphesiz en yetkin tarihçileri arasındadır. Öyle ki, çalışmalarında modern yöntemlerle ve eleştirel bir perspektifle salt geçmişi analiz etmeye çalışmamış, aynı zamanda tarihin metodolojik temelleri-sınırları üzerine de ufuk açıcı metinler kaleme almıştır. Ancak asıl önemlisi Sıradışı İnsan’dan Sermaye Çağı’na uzanan bir yelpazede Tarih Üzerine’de üzerinde durduğu metodolojik izleklerinden sapmamış olmasıdır. Fransız Devrimi’ne Bakış da Hobsbawm’ın tüm entelektüel üretimine yayılan metodolojik açıklığın gözlenebileceği diğer bir önemli çalışma. Metodolojik açıklık ve entelektüel üretim demişken, eğer Hobsbawm’ı tek bir cümleyle formüle etmek gerekirse, bunun için belki de en uygun ifade, düşüncelerinin net ve zengin oluşudur.

Fransız Devrimi’ne Bakış kitabı da sözü edilen formülasyonun kristalize olduğu bir çalışmadır. Charles Tilly, 1993’te yayımlanan European Revolutions: 1492-1992 adlı kitabına Fransız tarihyazımının, 1789’un iki yüzüncü yıldönümünde Fransız Devrimi’yle başlayan devrim döneminin sona erdiğini ilan ettiğini kaydederek başlar. Tilly’nin aktardığına göre, başta eski bir komünist olan François Furet gibi tarihçiler olmak üzere, Fransız tarihçiliğinin önemli bir bölümü, 1789’daki “talihsiz olayların” başlattığı dönemin tüm dünyada sonlandığını düşünüyordu. Günümüzde, Güney Amerika’da yaşananlar ise devrimlerin sonunun geldiği yollu analizleri haksız çıkarıyor aslında. Ancak gene de, 1789’un iki yüzüncü yıldönümüne, II. Dünya Savaşı öncesinde ancak Fransız aşırı sağında görülebilen, Fransız Devrimi’nden ve Devrim’in mirasından hoşlanmayan çizgide yayınların damgasını vurduğu söylenebilir. Bu durum, Hobsbawm’ın kitabının yazılış gerekçesini oluşturur.

Hobsbawm, Fransız Devrimi’ne Bakış’ta başka bir çalışmasında da belirttiği gibi 19. yüzyıl tarihini belirleyen “çifte devrim”in siyasal ayağını oluşturan ve 19. yüzyılın gerçek başlangıç noktası olan Fransız Devrimi’ni, yeniden ele alır. Ancak, Hobsbawm’ın gözünde Devrim’i ele almak salt 1789’dan 1799 ya da 1815’e uzanan zaman dilimindeki olaylara odaklanmak değildir. Hobsbawm’a göre bir devrimin tarihi, nasıl algılanıp nasıl yorumlandığının da tarihi olmasının yanı sıra, kendisinden sonraki dönemlere bıraktığı mirastır da aynı zamanda. Fransız Devrimi’ne Bakış tam da bu perspektifle Fransız Devrimi’ni inceleyen bir çalışma. Hobsbawm, kitabında Fransız Devrimi’ni üç yönüyle analiz ediyor. Çalışmada ilk olarak, Fransız Devrimi bir burjuva devrimi ve burjuva devrimlerinin prototipi olarak ele alınıyor. Ardından Devrim, kendinden sonraki devrimlerin ve toplumsal hareketlerin bir modeli olarak inceliyor. Son olarak da Fransız Devrimi’nin yüzüncü ve iki yüzüncü yıldönümü kutlamalarının yapıldığı dönemler arasında siyasal tutumlarda görülen değişiklikler ve söz konusu değişik tutumların Devrim’in tarihini yazmış araştırmacılar üzerindeki etkileri değerlendiriliyor.

Burada Hobsbawm’ın Fransız Devrimi’nin aşamalarını ve 19. ve 20. yüzyılların siyasal ve sosyal tarihine mirasını incelediği bölümleri uzun uzadıya ele almak çok gerekli değil. Zira Hobsbawm’ın bu konular üzerine çözümlemelerine, daha önce kaleme aldığı ve Türkçe’ye de çevrilen çalışmalarında ulaşmak mümkün. Ancak, Türkiye’de 1908’in algılanışındaki değişimler de düşünüldüğünde, Hobsbawm’ın Fransız Devrimi’nin yorumlanışındaki değişimlere ilişkin değerlendirmeleri gerçekten ufuk açıcı. Bu bağlamda, Fransız Devrimi üzerine tarihyazımında, 1950’lerin ortalarında Alfred Cobban’ın başlattığı Hobsbawm’ın nitelemesiyle revizyonist tarih anlayışı, 1970’lerde François Furet ve Denis Richet gibi isimlerin Devrim’e ilişkin yerleşik görüşleri eleştirmesiyle birlikte toptan bir saldırıya dönüşmüştür. Bu revizyonist ve muhafazakâr tarihyazımı, Fransız Devrimi’ne ilişkin kendisinden önceki Marksist yorumu hedef alır. Bilindiği gibi, II. Dünya Savaşı’ndan önce, Fransız Devrimi üzerine literatürdeki başat yaklaşım, 18. yüzyıl Fransası’nı, yükselen bir kapitalist burjuvazi ile aristokrasi arasındaki bir sınıf mücadelesi olarak okur ve bu anlayışa göre Fransız Devrimi yükselen burjuvazinin siyasal iktidarı ele geçirdiği, feodal aristokratik ayrıcalıklara son verdiği, eski düzenin yerine 19. yüzyıl burjuva kapitalist toplumunu başlatan tarihsel mekanizmayı temsil eder. Hobsbawm’a göre, yeni revizyonist yaklaşım ise özetle Devrim’i özünde gerçekleşmesi zorunlu olan, modern toplumun tarihsel gelişiminde temel ve kaçınılmaz bir adım olarak gören ve iktidarın bir sınıftan öbürüne devredildiğini savunan anlayışı eleştirir.(s. 10). Hobsbawm çalışmasında, tarihsel olarak muhafazakâr olan bu tezlerin eleştirisini hem tarihsel analizle hem Tocqueville’den Thierry’ye uzanan bir yelpazede Fransız Devrimi’nin erken yorumcularının yazdıklarından hareketle ve hem de Fransız Devrimi’ni ele alan çalışmalardaki içerik değişikliğinin politik konjonktürle olan bağıntılarını çözümleyerek yapıyor.