| 27 Haziran 2009
Bizans Devleti Tarihi adlı kitaba ilişkin yazıda, Ostrogorsky’nin bu çalışmasının Bizans tarihine giriş için, diğer kaynaklarla beslenmesi kaydıyla oldukça faydalı bir kitap olduğu kaydedilmişti. Bu durumun başlıca sebebi de Ostrogorsky’nin çalışmasının, tarihyazımında esas olarak “siyasal tarih” adı altında kavramsallaştırılan kategoriye dâhil olmasıydı. Ostrogorsky’nin çalışmasını, tam da bu kitabın eksik bıraktığı toplumsal tarih perspektifi açısından tamamlayan ilk elden zikredilebilecek inceleme ise Alexander Alexa Vasiliev’in Bizans İmparatorluğu Tarihi’dir. Ancak, bu kitabın Türkçe tercümesinin 1943 yılına ait olması ve dolayısıyla hali hazırda baskısının bulunmayışı, genel okuyucuyu bu çalışmayı ikame edebilecek diğer kaynaklara yönlendirmeyi gerekli kılıyor. Tamara Talbot Rice’ın Bizans’ta Günlük Yaşam adlı incelemesi, Bizanslıların bin yıldan fazla zamanlık tarihlerinde ekonomik, dinsel, sanatsal ve kültürel açılardan nasıl yaşadıklarını ince ayrıntılarıyla anlatması bakımından kayda değer bir kitap.
Rice’ın çalışması okura, köylüsünden kentlisine, ruhban sınıfından tüccarına, imparator ve hanedan ailesinden zanaatkâr ve yoksuluna, askerinden sanatçısına uzanan bir yelpazede hemen hemen tüm toplumsal grupların yaşayışına ilişkin genel hatlarıyla bilgi vermekte. Bu çabanın, mekân ve zaman gözetilerek gerçekleştirilmiş olmasının da altı çizilmeli. Zira Rice, incelediği toplumsal grupları, içinde şekillendikleri tarihsel dönem ve mekân çerçevesinde ele alıyor. Dolayısıyla da ne imparator, imparatorluk kurumu ve saraydan; ne köylü, köy evinin mimarisinden ve geleneklerinden; ne de şehirli alışkanlarından ve kamusal ve özel alanlardan bağımsız inceleniyor. Bu tablonun, sayılan toplumsal grupların ritüelleri, boş vakit alışkanlıkları, süs eşyaları, aksesuarları, ne giyindikleri, temizlik ve yemek adetleri, müzik zevkleri gibi maddi kültürü oluşturan bileşenlerle de zenginleştirilmiş olduğu belirtilmeli. Ayrıca, Rice çalışmasında toplumsal grupları ayrı ayrı incelerken, bu gruplar arasındaki yatay ve dikey ilişki biçimlerini de irdeliyor. Buradan hareketle de Rice’ın, Bizans toplumsal yapısını hem sınıf hem de toplumsal cinsiyet perspektifleriyle birlikte okuma çabasında olduğu söylenebilir. Öte yandan, toplumsal yapıyı oluşturan sosyal gruplar, siyasal alandan bağımsız değildir. Öyle ki, çalışmada ele alınan toplumsal grupların, siyasal alanla etkileşimleri göz ardı edilmiyor; Bizans’taki politik gruplar ve hiziplerin, hangi toplumsal katmanlara hangi sebeplerle dayandıkları açıklanmaya çalışılıyor. Kısacası Rice’ın kitabının, birden fazla odası olan toplumsal tarihin her bir odasına giriş için genel bir hat çizdiğini söylemek mümkün.
Ancak, her çalışma gibi, Rice’ın araştırması da eleştiriden azade değil. İsimden başlanacak olunursa, tarihyazımında özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde gelişen “gündelik hayat” tarihçiliğiyle, Rice’ın çalışması arasındaki açı farkı oldukça geniş. Bu alana ilişkin çok kısaca bilgi vermek gerekirse, “gündelik yaşam” tarihçiliğinin Fernand Braudel’in çığır açıcı çalışması Maddi Uygarlık’tan mikro-tarihe uzanan bir çizgi üzerinde geliştiğini söylemek mümkündür. Başka bir ifadeyle, Braudel’in maddi koşullara yönelen dikkatinden, bu koşulların “merkez”de değil de “marjin”lerde nasıl yaşandığına odaklanan bir hattır söz konusu olan. Artık önemli olan, Pierre Nora’nın deyişiyle, baş harfi büyük harfle ve tekil yazılan disiplinden ziyade; küçük harfle ve çoğul olarak yazılan bir saha değil, sahalar toplamı; daha doğrusu “öykü”ler toplamıdır. Mikro-tarihçinin perspektifinden bakılacak olursa, artık tek bir “Tarih” yok; “tarihler” vardır.Pierre Nora, Lundis de l’histoire, France-Culture, Gallimard, 1947’den aktaran: François Dosse, Ufalanmış Tarih: Annales Okulu’ndan “Yeni Tarih”e, Çev. Işık Ergüden,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2008, s. 173. Bu hattın son temsilcilerinin, ilk temsilcilerine yönelik eleştirileri ise dikkate değerdir: Toplumsal yapılarınızda insana ve insani çehrelere yer yok.Georg G. Iggers, Yirminci Yüzyılda Tarihyazımı: Bilimsel Nesnellikten Postmodernizme, Çev. Gül Çağalı Güven, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2000, s. 110-119. Bu konuda özellikle bkz. Giovanni Levi, Inheriting Power: The Story of an Exorcist, Chicago, 1988. Rice’ın kitabı ise sözü edilen hattın tam anlamıyla ne ilkine ne de ikincisine dâhil edilebilecek bir çalışma. Kitapta, gündelik yaşam tarihçiliğinin amentüsü olarak nitelenebilecek, geniş toplumsal dönüşümlerle bireysel varoluşlarda yoğunlaşan bir tarihin birarada bulunduğu örnekleri yakalamak mümkünse de,Bu konudaki örnekler için bkz. Tamara Talbot Rice, Bizans’ta Günlük Yaşam: Bizans’ın Mücevheri Konstantinopolis, Çev. Bilgi Altınok, Özne Yayınları, İstanbul, 2002, s. 16, 59, 104. bu örneklerin sayısı yok denecek kadardır ve asla çalışmaya rengini veren öğe değildir. Dolayısıyla da çalışmanın, gündelik hayat tarihçiliğinin son dönem örnekleriyle arasındaki mesafe oldukça geniştir. Bu bakımdan Rice’ın araştırması, ne Carlo Ginzburg’un Peynir ve Kurtlar’ıyla ne de Natalie Zemon Davis’in The Return of Martin Guerre’iyle metodoloji ve yaklaşım olarak aynı kategori altında incelenebilir. Rice’ın çalışmasıyla, Braudel’in gündelik hayatın yapılarını incelediği yapıtı arasında, incelenen konular itibariyle ilk bakışta bazı benzerlikler bulmak mümkünse de; gerçekte bu iki çalışma arasında da paralellikler kurmak oldukça güçtür. Zira Braudel’in gündelik yaşamın yapılarını anlamaya ve açıklamaya çalışırken güttüğü amaç, iktisadi faaliyetlerin üzerine inşa edildiğini söylediği temel yaşamsal pratikler toplamı olan bir sahayı incelemekken, Rice’ın çalışmasında bu türden bir niyetin olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla da Rice’ın araştırması, iddia ettiğinin aksine, “gündelik yaşam” tarihçiliği literatürünün eksenine oturmaz.
Rice’ın kitabına yöneltilebilecek bir diğer eleştiri, çalışmanın henüz başında, Bizans kültürünün, çağdaşı sayılabilecek ve kendisinden sonra gelen diğer toplumlara bıraktığı mirastan ve bu mirasın öneminden bahsedilmesine karşın, bu etkileşimlerin çalışmanın ilerleyen sayfalarında görmezden gelinmesidir. Örneklendirmek gerekirse, Rice’ın çalışmasında, ne antik Yunan ve Roma kültürlerinin Bizans’a bıraktığı miras, ne çağdaşı Arap ve Avrupa toplumlarıyla olan etkileşimler, ne de Bizans’ın kendisinden sonra gelen, Osmanlı ve Yunan toplumlarına devrettiği kültürel mirastan bahsedilir. Tüm bu eleştirilere rağmen, Rice’ın araştırmasının, tüm zaaflarıyla birlikte, Bizans sosyal tarihine giriş için, faydalı bir çalışma olduğu söylenebilir.
En Çok Okunan Yazılar
- Jakobenizm ve Robespierre
- Kürt Sorununda Çözüm Nerede?
- Bizans Tarihine Giriş
- Yön-Devrim Hareketi: Jön Türkist Bir Hareket
- Kadro Hareketi: Yolunu Yitirmiş Bir Akım
- Kürt Raporu: Cumhuriyetin ve Kürt Siyasetinin Tasfiyesi
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bir Diktatörlüğün Anatomisi
- Gramsci’yi Yeniden Okumak
- Moskova Tipi Bir Komünist: Behice Boran
En Beğenilen Yazılar
- Varoluşçuluk Bir Anti-Hümanizmdir!
- Schelling’in Felsefî Soruşturmalar’ına Bir Derkenâr
- Devrimin Tarihyazımı
- Sovyetler Birliği Üzerine Ezberi Bozmak
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bizans Tarihine Giriş
- Liberal İdeolojinin Jön Türklerdeki Kökeni
- Liberal Darbelerin Analizi
- Yitirilen Masumiyete Ağıt
- Jakobenizm ve Robespierre

Kritik-Kitaplar


