|
| Sözde Paradigmaların Ötesinde |
|
|
|
| Siyasal Kuram | |||||||
| Salı, 18 Kasım 2008 17:52 | |||||||
Türkiye’de çeşitli milliyetçi hareketlerin doğuş ya da gelişimlerini konu alan akademik çalışmaların pek çoğu klasik bir girişle başlar. Milliyetçiliğe dair farklı kuramsal yaklaşımların ele alınarak, çalışmada hangisinin neden tercih edildiğinin vurgulandığı bu bölümlerde hemen her yazar alanda hakim iki, üç, nadiren de dört paradigmanın varlığından yola çıkar. Daha sonra bu paradigmalardan birini tercih eden yazarlar söz konusu paradigma içinde konumlanan bir ya da birkaç isme referansla kuramsal bir model kurar ve çalışmanın geri kalanı boyunca ele aldıkları örneğin bu modele ne kadar uyduğunu göstermeye çalışırlar. Sonuç ise birbirini tekrar eden ve çok az özgün tez ya da tartışma içeren sayısız “giriş” bölümüdür.“Paradigmalar”Önceleri modernist ve primordialist olarak ikiye ayrılan bu paradigmalar, alanın en üretken yazarı olan Anthony Smith’in kendi yaklaşımını da bir paradigma olarak sunmaya çalıştığı çok sayıda kitap ve makalenin etkisiyle üçe çıkar. Artık ulusların modernitenin bir ürünü olduğunu iddia eden modernist ve ulusların ezelden beri var olduğunu iddia eden primordialist (kimilerine göre bunun ayrı bir paradigma oluşturan perennialist varyantı da mevcuttur) paradigmaların yanında bir de ulusların modern fenomenler olduğunu kabul eden fakat bunların pre-modern etnik bağlar üzerine kurulduğunu iddia eden etno-sembolist paradigma vardır karşımızda. Bu literatüre hakim paradigmalar yaklaşımı, Umut Özkırımlı’nın dünyanın pek çok üniversitesinde milliyetçilik çalışmalarında giriş kitabı olarak okutulan Milliyetçilik Kuramları çalışması ile daha da yaygınlaşmış ve katılaşmış, hatta kimi itirazlara rağmen İngilizce okunup yazılan dünyada ve tabii ülkemizde de işin amentüsü haline gelmiştir.
Yeni bir sınıflandırmaya doğruGeçtiğimiz ay Versus Yayınları tarafından, Fransızca’dan dilimize kazandırılan Antoine Roger’nin Milliyetçilik Kuramları isimli kısa ama etkileyici ve etkili olmasını umut ettiğim kitabı benzer tespitlerle başlıyor. Yukarıda sözü geçen sınıflandırmanın pek de işlevsel olmadığını düşünen Roger, Modernist paradigma ya da kategorinin perennialist ya da primordialist kategorilere göre fazla donanımlı olduğunu belirtiyor. Gerçekten de modernist paradigma ya da daha doğru bir deyişle ulusların modern fenomenler olduğunu savunan yaklaşımlar, akademik literatürde büyük bir ağırlık kazanmış durumdadır. Fakat muhtemelen milliyetçi tarihçilerin çalışmaları sayesinde kapıdan kovulan özcü yaklaşımlar bacadan içeri girer ve her bir ulusun kendi genesis hikayesinde yeniden belirir. Bu eşitsizliğin yanı sıra modernist paradigma bir paradigmadan beklenmeyecek ölçüde kendi içinde karşıt kuramlar barındırır.
Bu sorunlardan kurtulmak için Roger, katı bir ikili sınıflandırmadan vazgeçmeyi ve daha ziyade çapraz yerleşmiş iki eksenli bir sınıflandırma yapmayı önerir. İlk eksen, milliyetçiliği ekonomik ve toplumsal yapılardaki dönüşümlerin sonucu olarak gören kuramlar ile milliyetçiliği egemen aktörlerin seçimlerinin sonucu olarak betimleyen kuramlar arasında uzanır. İkinci eksen ise milliyetçiliği topluluk içi tutunumu sağlayan bir iç-bağ etmeni olarak gören kuramlar ile onu sınıfsal tahakkümün sonucu alarak kavrayan kuramları taşır. İki eksenin çakışması sonucunda dört büyük kuramsal bölme elde edilir. Bugüne kadar ortaya konmuş milliyetçilik kuramları bu dört ana bölmeden birisine aittir.
Kombinasyon ve geçişlerRoger’nin bir diğer sınıflandırma ilkesi ise söz konusu kuramların açıklayıcı ilke olarak tek bir etmene mi bağlı kaldıkları yoksa çoklu dinamikleri mi göz önünde bulundurdukları sorusundan kaynaklanır. Bir milliyetçi hareketlenmeyi hassasiyet ve temkinle çözümlemek için birçok kuram arasında kombinasyona gitmeyi gerekli gören Roger’ye göre, bu soruya ancak ikinci çerçevede yanıtlar öneren kuramlar üzerinde ayrıntılı bir biçimde durmayı hak eder.
Böylece Roger, her bir bölmeye yerleştirdiği önemli yazarların kuramlarını ana hatlarıyla ele almaya girişir. Ernest Gellner ve Karl Deutsch yapısalcı iç-bağ ilkesi, Miroslav Hroch ve Eric Hobsbawm yapısalcı tahakküm ilkesi, Anthony Smith ve Louis Dumont aktör odaklı iç-bağ ilkesi, John Breuilly, Paul Brass, Guy Hermet ve Liah Greenfeld ise aktör odaklı tahakküm ilkesi çerçevesinde eleştirel bir biçimde incelenirler.
Yukarıda belirtildiği gibi Roger için önemli olan kombinasyonlardır ve her bir kuramsal yaklaşım buna olanak sağladığı ölçüde eksikliklerine rağmen kullanılmaya ve modifiye edilmeye açıktır. Fakat kombinasyon ve geçişler yalnızca yatay ya da dikey hatlar arasında mümkündür. Örneğin tahakküm ilkesine dayanan ya da yapısalcı iki kuram diğer eksende farklılaşsalar bile birarada kullanılabilirler. Oysa kuramlar arasında çapraz geçişler mümkün değildir.
Kombinasyonun hangi ilke etrafında gerçekleştirilebileceğini kesin biçimde gösteren ideal ve nihai bir bileşim yoktur. Roger’ye göre ele alınan nesnenin tarihsel ve toplumsal karakteristikleri göz önüne alınarak durumdan duruma gerekli kuramsal manipülasyonlar gerçekleştirilebilmelidir.
Yoğun kuramsal soyutlamaları ve maalesef meseleyi işin içinden çıkılmaz hale getirmeye aday çevirisi nedeniyle kısalığına rağmen hayli zorlu bir okuma gerektiren bu kitabın, milliyetçilik çalışmalarındaki kuramsal tekdüzeliği aşmak konusunda bir kılavuz olabileceğini söylemek gerekiyor. Milliyetçilik Kuramları, özellikle İngilizce yazılan kaynakların tekrar ve tekrar ürettiği ve hatta dayattığı kalıplar karşısında kendisini rahatsız eden genç araştırmacılar için ufuk açıcı bir çerçeve sunuyor. Tabii ki iş daha işlevli kuramsal sınıflandırmalarla bitmiyor. Söz konusu kuramsal zenginliğin, hayli elverişli Osmanlı-Türkiye siyasi coğrafyasından yola çıkan karşılaştırmalı ve/veya amprik çalışmalarla geliştirilmesi gerekiyor.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir! Kaydolmak için tıklayın.
3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |











