Kullanıcı Paneli
Salı, 06 Ocak 2009
Sitemize kullanıcı kaydı yaparak yazı gönderebilir ve mevcut yazılara yorum ekleyebilirsiniz. Üye olmak için tıklayın.
Kaydolduktan sonra sayfanın üst kısmındaki "Kullanıcı Paneli"nden giriş-çıkış yapabilirsiniz.
Liberal Solun Keşfedemediği Bir Kavram: Emperyalizm PDF Yazdır e-Posta
Siyasal Kuram
Pazar, 16 Kasım 2008 23:39

Emperyalizmin Yeniden Keşfi

Emperyalizmin Yeniden Keşfi
John Bellamy Foster
Kalkedon Yayınları (2006)

Emperyalizm kavramı söz konusu olduğunda Türkiye’nin kibar akademisyenleri pek bir iğreti oluyorlar. Hele söz konusu olan bir de AB ve ABD’ye ilişkin emperyalizm bağlamındaki yaklaşımlar olunca, birden heyecana kapılıverip aslında emperyalizmin askerî bir unsur olduğunu ifade ediyorlar. Kibar akademisyenlerden kibar solculuk çıktığında emperyalizm haliyle; savaş, tanklar, toplar gibi kaba unsurları çağrıştıran bir kavram olarak görülüyor. Oysa ki; kaba olanın arkasındaki ince ayrıntıları okuyabilmek için kibar akademisyen/solcu olmak değil, ince düşünmek gerekiyor. John Bellamy Foster’ın “Emperyalizmin Yeniden Keşfi” adlı kitabı bu ince noktalar üzerinden kapsamlı bir çalışma olarak beliriyor.

Türkiye’de liberal “sol”un bir dizi başlıkta olduğu gibi emperyalizm söz konusu olduğunda da, yorum ve tavsiyelerde bulunarak aslında solun nasıl bir tavır alması gerektiğini vurguluyor olması bazı örneklerde oldukça ilginç oluyor. Bunun yakın bir örneğini ise, aşağıdaki satırlarda görmek mümkün.

Peki, bu insanlar kendi kafalarında “sol”la ilişkiyi nasıl kuruyor? Aslında çok saygıdeğer iki kavramı kullanarak: 1) Tam bağımsızlık; 2) Antiemperyalizm.

(…) Anti-emperyalizm’in kullanılışı ise tam bir cehalet örneği. Emperyalizm sadece devlet’in niteliğidir ve ancak askerî işgal veya işgal tehdidiyle olur. Aksi halde dışarıya yatırım yapan her ülke (bu arada, Türkiye) ve hatta her şirket (örn. Sabancı) emperyalisttir. AB’nin kimi üyeleri emperyalisttir diyebilirsiniz (nitekim, Fransa-Afrika ilişkisi). Ama dışişleri bakanı bile olmayan, dış ve savunma politikalarında ortak karar alamayan AB’ye “emperyalisttir” diyene gülerler.

‘ABD de emperyalist, AB de emperyalist’ diyenler “muasır medeniyet”i ittiklerinin farkında bile değil.

Bu sözler, Türkiye’de solculara solculuğu öğretme vazifesi ile kendisini görevli kılmış bir uluslararası ilişkiler profesörünün 3 Ağusos 2008 tarihli bir yazısından alındı. Baskın Oran’ın Türkiye solunun/solcularının “ufkunu açan” bu cüretli emperyalizm değerlendirmesi ele alındığında, emperyalizm üzerine yapılmış olan külliyatın bir an için hiç gerçekleşmemiş olduğunu düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Emperyalizmi ekonomik, askerî ve kültürel boyutlarıyla analizlerinin merkezine yerleştiren literatüre hiçbir atıf yapmadan böyle bir tez ileri sürmek, hele bir de bilim ile içli dışlı iseniz oldukça ironik oluyor. Tam da bundan dolayı sormak gerekiyor Oran’a; Lenin, David Harvey, Harry Magdoff ve John Belamy Foster emperyalizm üzerine değil de gök bilim üzerine mi çalışmıştı acaba diye? Belli ki bilimsel üretkenliği belirleyen bir faktör olarak siyasal algının aldığı biçimi ve ideolojik belirlenimleri yabana atmamak gerekiyor. AB ve ABD’yi nasıl algıladığınız emperyalizm kavramına nasıl yaklaştığınızı belirleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Bunun böyle işliyor olmasının elbette ki bir sakıncası bulunmuyor. Ancak siyasal algı düzeyinin gelişkinliğinin, bilimsel yaratıcılığı etkileyen bir faktör olduğunun vurgulanması gerekiyor. Bir başka deyişle, solculuğunuzun gelişkinliği bilimselliğinizin düzeyini belirliyor. Hal böyle iken, biz en iyisi bir an için Baskın Oran’ın “ufuk açan” değerlendirmelerini bir kenara koyup, tuhaf bir şeyi deneyerek emperyalizm literatürüne şöyle bir göz atalım.

Emperyalizm üzerine son dönemde yapılmış çalışmalar içinde John Bellamy Foster’ın “Emperyalizmin Yeniden Keşfi” kitabının bu noktada öne çıktığını görüyoruz. Foster bu çalışmasında, emperyalizmi yalnızca iktisadî veya askerî boyutları üzerinden ele almamakta, emperyalizmin tarihsel süreç içinde hangi evrelerden geçtiğini değerlendirerek bunda rol oynayan faktörlerin her birini, hem kendi içinde analizini yapmakta hem de bunları birbirleriyle ilişkili bir biçimde değerlendirmekte. Bu açıdan kitap oldukça kapsamlı bir çalışma olarak beliriyor. Söz konusu bu durum, militarizm ile ekonomi arasındaki bağlantıyı en iyi şekilde özetleyen değerlendirmelerde görülebilmekte.

Militarizm, ABD’nin kapitalist dünya ekonomisindeki hegemonik konumu dolayısıyla, dünyayı yabancı yatırım/girişimlere açık tutmak, gerektiğinde zora başvurmak için ihtiyaç duyduğu gücü de karşılamaktadır. (…) Militarizm, küresel hegemonyası ve müttefik-liderliğiyle birlikte ABD’deki birikime tüm düzeylerde nüfus etmeye başladı. (...) Askeri üretim ABD’deki tüm ekonomik gelişmeye destek olmuş, ayrıca ekonomik durgunluğu geciktiren bir faktör olmuştur.

Foster’ın yukarıda alıntılanan ifadeleri, militarizm ile iktisadî büyümenin emperyal merkezler açısından nasıl bir anlam ifade ettiğini göstermektedir. Bu nokta emperyalizmde, askerî boyutun işlevine ve iktisadî olan ile ilişkisine yönelik olarak vurgusu ile emperyalizmin yalnızca askerî boyutu ile değerlendirilemeyeceğini göstermesi açısından önem taşımaktadır. Burayı asıl önemli kılan nokta, birikim süreçlerinde askerî harcamaların rolünü öne çıkarmasıdır. Bundan dolayı bu satırlar, solumtırak liberallerin "emperyalizm yalnızca askerî işgal varsa söz konusu olur” mealindeki primitif yorumlarına karşı berraklık sağlayan bir işlev görüyor.

Foster’ın emperyalizme ilişkin analizleri yalnızca bu nokta üzerinden devam etmiyor elbette ki. Emperyal hedefler geliştirmedeki temel dürtü olan artığın uluslararası işbölümünde emilmesine yönelik yaptığı açıklamalarda, Nike firması üzerinden verdiği somut örnek emperyalizmin nasıl işlediğini göstermektedir. Sömürü ile ortaya çıkan artığa el konulması, emperyalizmin temel hareket yasalarının ne olduğunu ortaya koyuyor.

Bir başka olay olarak Nike, üretiminin neredeyse tamamını Çin, Endonezya ve Vietnam’daki fabrika sahiplerine taşeronlaştırmaktadır. Bu taşeronlar tarafından istihdam edilen Asya’daki on binlerce işçi, böylelikle neredeyse tüm ücretli istihdamını tekelci gücün kovalanmasına ayırmakta özgür kalan Nike tarafından satılan ayakkabıları üretmektedir. 1992’de Nike’ın bordrosu, küresel olarak sekiz bin insanı içermektedir, bunların neredeyse tamamı işletme, satış promosyonu ve reklamcılıktadır; Nike’ın taşeron marka ürünlerine hasredilmişlerdir. Bu amaçlarla yaratılmış olan ekonomik artık, Nike’ın tekelci güç kovalama maliyetleri gibi, muazzamdır (…) buralarda esas olarak kadın işçiler günde on bir saat çalışırken saat başına on beş sent kadar düşük bir ücret almaktadırlar (…) yirmi beş bin işçi yılda yetmiş milyon çift ayakkabı üretmekte ve çoğunlukla altı saat fazla mesai yapmaya zorlanırken, günde ortalama 2.23 dolar almaktadır.
Yukarıdaki ifadelere uluslararası ilişkiler profesörü Baskın Oran’ın durduğu yerden yaklaşılacak olursa, bu durumun emperyalizmi yansıtmadığını kabul etmek durumunda kalabilirsiniz. Öyle ya, Baskın Oran "Endonezya askerî bir işgal altında değil ki Nike da emperyalist olsun" diyebilir. Halbuki; Foster’ın aktarmış olduğu bu istatistikî veriler, belli ki belirli bir bilimsel titizliğin süzgecinden geçirilerek aktarılmakta. Daha da önemlisi emperyalizmin uluslararası alanda sömürü oranının şiddetini nasıl belirlediği ve üretilen artığa hangi metotlarla el koyduğunu göstermesi açısından önem taşımakta. Emperyalizmin uluslararası piyasalarda üretim sürecini belirli bir işleyiş doğrultusunda düzenlemesi, yani işçilerin ürettiği artığı artı-değer olarak kurumsallaştırması ve üretilen bu artı-değere el koyması açısından oldukça sistematik bir işleyiş kazandığı görülebiliyor. Bu değerlendirmeler dikkate alındığında, sermaye birikim süreçleri, bu birikim süreçlerinde uygulanan sömürü oranı ve artı-değere el konulması, gerektiğinde askeri zor kullanıp yabancı toprakların işgal edilmesi gibi bütün yöntemlerin, emperyalizmin işleyişinde kullandığı enstrümanlar bütünü olduğunu kitabın bütününde görebilmek mümkün olmakta. Bu açıdan “Emperyalizmin Yeniden Keşfi”, liberal solun indirgemeci ve primitif emperyalizm yorumlarına karşı sağlıklı bir tutum alabilmek açısından önem kazanan bir kitap olarak beliriyor.

 

Ali Tarık Develioğlu

[ Yukarı ]


Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir! Kaydolmak için tıklayın.
+/- Yorumlar
Ara RSS

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."