| 07 Ocak 2010
Postmodernizmi eleştiren görüşleriyle tanınan Alex Callinicos Anti-Kapitalist Manifesto adlı kitabıyla 1990’ların ortasından itibaren yeniden yükselen toplumsal eleştirilerin sokaktaki ifadesi olan küreselleşme karşıtlığı, ya da pek çoklarının tercih ettiği ve yazının geri kalanında kullanılacak olan adıyla alternatif küreselleşme hareketinin bir analizini yapıyor. Callinicos’un kitabının temel hedefi bu hareketin merkezinde yatan itici gücü ortaya koymak ve hareketin izlemesi gereken siyaset ve yöntemler üzerinde yoğunlaşırken, devrimci Marksizmi dayanak noktası alarak, bunlara teorik bir perspektif kazandırmaktır.
Fukuyama’nın ‘tarihin sonu’ tezini geliştirmesine teorik anlamda olanak sağlayan reel sosyalizm deneyinin Sovyetler Birliği’yle tarihe karışması küresel anlamda liberalizmin zaferini ilan etmesi için yeterli oldu. 1970’lerde krize giren küresel kapitalizmin düşen kâr oranlarına verdiği tepki İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren elde edilen sosyo-ekonomik kazanımların geri alınması ve zenginliğin sermaye sahipleri lehine yeniden dağıtılmasına yol açacak politikaların izlenmesi olmuştu. Keynesyen refah devletinin yerine Cerny’nin ‘yarışmacı devleti’ nin yerleştirilmesini sağlayan Birinci Dünya ülkelerinde düşen kâr oranları, Üçüncü Dünya ülkelerinin girdiği borç krizi ve İkinci Dünya ülkelerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılması olmuştur. IMF, Dünya Bankası ve Washington üçlüsünün icadı olan Washington Oydaşmasının on temel politikası 1980’lerde Yeni Sağ partiler aracılığıyla başlatılarak 1990’larda Tony Blair ve A. Giddens ikilisiyle simgeleşen Üçüncü Yol tartışmalarıyla yüzeysel bir değişimle tüm hızıyla devam etti. Devletin tüm sosyo-ekonomik alandan çekilmesi ve uluslararası iktisadi ilişkilerin serbestleştirilmesi küreselleşmenin bir zorunluluğu olarak tüm ana akım siyasi partiler tarafından kabul edildi. Callinicos bu durumu siyasetin siyasetten çekilmesi olarak adlandırıyor; Karl Polanyi ise benzer gelişmeyi 19. yüzyıl İngilteresi’ni anlatırken siyasetin iktisattan çekilmesi olarak isimlendirmişti. Bağlantılı olarak, Callinicos’a göre, neo-liberal politikaların yükselişine en büyük katkılardan birini sağlayan, gerçekliğe ve ilerlemeye karşı çıkan ve bu duruşuyla siyasi mücadelelerin anlamsız olduğunu savunan postmodern akım olmuştur. Bu pratik ve ideolojik gelişmelerin sonunda Callinicos’un Perry Anderson’dan alıntıladığı gibi Reform döneminden bu yana ilk defa, dini doktrinleri işlevsiz mekanizmalar olarak düşünürsek, Batı’nın ideolojik akımları arasında önemli boyutta alternatif bir sistemik hareket kalmamıştı.
Fakat bu gelişmelerden kısa bir süre sonra, Callinicos, toplumsal muhalefetin yeniden yükseldiğini ve anti-kapitalist bir harekette vücut bulduğunu söylüyor. Yükselen muhalefeti besleyen gelişmeler ABD, Kanada ve Meksika arasında imzalanan NAFTA ve bunu takip eden Zapatist ayaklanma, sivil toplum örgütlerinin artması, Üçüncü Dünya ülkelerinin altında ezildiği borçlar, 1997 Asya Krizi, Avrupa Birliği’nin ve diğer uluslararası kurumların neo-liberal politikalarına karşı protestolar olmuştur. Öte yandan, hareketin isimlendirilmesi tartışmalarına değinen Callinicos, bu tartışmaların biraz da hareketin hedefinin tam olarak ne olduğunun belirlenememesinden kaynaklandığını belirtiyor. Biz bu hareketi alternatif küreselleşme hareketi olarak adlandırdık, çünkü hareketin içindeki pek çok muhalif aktivist ve entellektüel bu adı tercih etmektedir. Fakat Callinicos, küresel kapitalizme karşı hareket ismini kullanmıştır. İsim üzerindeki tartışmalar uzatılabilir fakat burada önemli olan Callinicos’un hareketi anti-kapitalist olarak nitelendirmesidir. Callinicos’a göre bu hareketin anti-kapitalist karakteri kazanmasını sağlayan, hareketin çok fazla sayıdaki adaletsizlik ve tehlike arasında bağlantı kurarak giderek sistemsel muhalefet geliştirmeye başlamasıdır.
Bu toplumsal muhalefetin ortaya çıkışını kaydettikten sonra Callinicos önemli bir soru ortaya atıyor. Alternatif küreselleşme hareketinin değindiği ve düzeltmek istediği adaletsizliklerin, yolsuzlukların, fakirliğin ve eşitsizliğin kaynağı nedir; bazılarının iddia ettiği gibi bütün sorun sadece neo-liberal politikalardan mı kaynaklanıyor yoksa daha derinde mi? Bu soruya Callinicos’un cevabının ilki olmadığını tahmin etmişsinizdir. Neo-liberal politikaları savunanlara göre serbest ticaret, özelleştirme ve maliyet arttırıcı denetimlerin kaldırılması iktisadi büyümenin tek yoludur. Callinicos’un bu iddialara üç yanıtı var. Birincisi, iktisadi büyümenin beşeri gelişmeyi sağlamayabileceğidir. İkincisi, neo-liberal politikaların uygulandığı dönemde küresel eşitliğin büyük oranlarda artmış olmasıdır. Son olarak, ortodoks serbest piyasa savunucularının iddia ettiğinin aksine neo-liberalizmin iktisadi büyümeyi gerçekleştiremediğidir. Bu noktadan hareketle Callinicos neo-liberal dönemin yükselen aktörü olan finans piyasalarına değinmektedir. Çünkü neo-liberalizmi sorunun kaynağı olarak görenler için finans piyasaları kontrol altına alınırsa sistemin daha insancıl işlemesi ve Keynesyen dönemde olduğu gibi iktisadi büyüme sağlanabilir. Fakat finans piyasalarındaki kollektif mantıksızlık ve sorumsuz davranışların sebebi sistemseldir ve diğer piyasalarda da mevcuttur; bunu ancak kapitalizmi Marx’ın gösterdiği biçimiyle analiz edersek anlayabiliriz.
Marx’a göre kapitalizmin iki ana özelliği vardır. Bunlar, ücretli işçinin sömürülmesi ve sermayenin rekabetçi birikimidir. Birincisi sermaye ile emeğin, ikincisiyse sermayenin kendi içinde çatışması üzerine kurulu ilişkilerin kaynağıdır. Callinicos’a göre kapitalizmi Marx’ın analizine göre tanımlamak, sınıf çatışmasını sistemin merkezine yerleştirmek demektir. Bunun sonucuysa toplumsal düzenin kârın üretende değil üretim araçlarına sahip olanda kalmasından kaynaklanan adaletsizlik ve çalışmak zorunda kalmanın dayattığı eşitsizlik üzerine kurulmuş olması demektir. Toplumsal düzeni etkileyen ikinci önemli noktaysa sermayenin kendi içindeki kâr amaçlı çatışmasından kaynaklanmaktadır. Bu çatışma sömürü düzeninin kronikleşmesine ve sistemin değişken ve istikrarsız olmasına yol açmaktadır. Burada temel nokta bireysel olarak sermaye sahiplerinin kâr amaçlı rasyonel davranışlarının toplumsal anlamda irrasyonaliteye sebebiyet vermesidir. Günümüz dünyasında bu olgu, Callinicos’a göre aşırı yatırım kaynaklı iktisadi krizlerin oluşmasına ve çevrenin yok olma noktasına gelmesine yol açmaktadır. Kapitalizmin kâr için rekabet etme zorunluluğu aynı zamanda Amerika’nın Irak ve Afganistan’ı işgalinde görüldüğü gibi jeopolitik çatışmaların da kaynağı olmaktadır.
Bu klasik Marxist ve emperyalizm teorileri analizinden sonra Callinicos’un çözüm için önerdiği radikal bir yoldur. Anti-kapitalist hareketin beş farklı akımından (burjuva, yerelci, reformist, otonomist ve sosyalist akım) sosyalizmi kapitalizmin sorunlarına çare olarak öne sürmektedir.
Callinicos, alternatif küreselleşme hareketinin içinden çıkan çok farklı seslere yol göstermesi bakımından, kapitalizme alternatif olarak sunulan sistemlerin toplumda her şeyden önce adalet, verimlilik, demokrasi ve sürdürülebilirlik kavramlarını yaşatabilmesi gerektiğini öne sürmektedir. Alternatif küreselleşme hareketinin şu andaki ana hedefi küresel anlamda adaleti sağlamaktır. Adaletten anlamamız gereken bireylerin yaşamaya değer bulacakları bir hayatı kurabilmeleri için sahip olmaları gereken kaynaklara eşit erişimi olmalıdır. Fakat eşitliği sağlamak için kurumsal yapı yeterli değildir; insanların birbirine adil davranmalarını sağlayacak toplumsal bir anlayışın oluşması da gereklidir. Callinicos, bu noktada, adalet kavramının Fransız İhtilali’nin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerini barındırması gerektiğini de ifade etmektedir. Verimlilik kavramının klasik anlamıyla alındığında biraz garipsenebileceğini ifade eden Callinicos insanların üretici kapasitelerinin en üst düzeye çıkarılarak adalet veya demokrasi kavramlarıyla çelişmeden verimlilik sağlanabileceğini iddia etmektedir. Demokrasi, kararları veren kesime kararların sonuçlarından etkilenen grupların dâhil edilmesiyle genişletilmelidir. Sürdürülebilirlik ise üretimin, doğal kaynakların tüketim hızını ve çevrenin kirlenme hızını dikkate alarak yapılmasını gerektirir. Değinilmesi gereken son nokta ise Callinicos’a göre bu değerlerin tek bir ülkede değil, küresel düzeyde yerleştirilmesi gerektiğidir.
Callinicos’un, kitabındaki belki de en vurucu sorusu yaşatılması gereken toplumsal değerler tartışmasından sonra gelmektedir. Günümüz piyasa ekonomisi bu değerleri yaşatabilme kapasitesine sahip midir? Cevap açıkça hayırdır. Her şeyden önce birey için özgürlük, emeğini satmak ya da açlıktan ölmek arasında tercih yapma şansına sahip olmak demektir. Öte yandan, adalet kavramı da özel mülkiyet çerçevesinde tanımlanarak bir taraftan bireylerin eşit düzeyde, maddi ve manevi, kaynaklara erişimi engellenmekte diğer taraftan insanlar kendi kontrolleri dışında olan, piyasa döngüleri ya da spekülatif döviz işlemleri gibi, gelişmelerden etkilenmektedir. Demokrasi, siyasi seçimlere indirgenmiş ve iktisadi gücün belli kesimlerde toplanması insanların karar verme süreçlerine katılmasını önemli ölçüde engellemiştir. Son olarak, sürdürülebilirlik kavramınınsa, piyasa ekonomisinin doğayı yok olma noktasına getirdiği günümüz dünyasında, dostlar alışverişte görsün tarzı çabaları saymazsak, adı bile anılmamaktadır.
Bu noktada, Callinicos piyasa düzenini koruyan fakat onu belirli biçimlerde kısıtlayarak bu değerleri üretmeye çalışan iki alternatiften söz eder. Birincisi, üretimin araçlarının sahipliğinin işçi kooperatiflerinde olduğu fakat fiyat mekanizmasının kaynakların ve üretimin dağılımına yön vereceği piyasa sosyalizmidir. İkincisiyse, Keynesyen anlamda refah devletine geri dönüştür. Fakat Callinicos bu tarz seçeneklerin, daha önce açıkladığımız sistemsel sebeplerden, sürdürülemeyeceğini ifade etmektedir. Bu yüzden Callinicos’un önerdiği ademi merkeziyetçi ve yatay ekonomik ilişkilere dayalı ve karar verme süreçlerinin müzakere edilmiş işbirliği çerçevesinde gerçekleştirildiği sosyalist bir planlama modelidir. Elbette ki sosyalist planlama, üretim araçlarının çoğunun kamunun mülkiyetinde olmasını gerektirmektedir; fakat bireylerin, kendi işini seçebilmek gibi, toplum tarafından çiğnenemeyecek hakları da olmalıdır. Callinicos, sosyalist planlama modelinin hem arzu edilen hem de ihtimal dâhilinde bir alternatif olduğunu iddia etmekte ve bu noktada Troçki’nin geçiş taleplerinden esinlenerek, sosyalist planlama modeline geçiş sürecinde uygulanması gereken bir reçete sunmaktadır. Bu reçetedeki talepler Üçüncü Dünya ülkelerinin borçlarının silinmesi, uluslararası döviz hareketlerinde Tobin vergisi uygulanması, sermaye kontrollerinin başlatılması, küresel asgari gelir uygulaması, haftalık çalışma saatlerinin azaltılması, kamu hizmetlerinin korunması ve özel işletmelerin tekrar kamulaştırılması, kamu hizmetlerinin finansmanı ve zenginlik ve gelirin yeniden dağıtımı amaçlı vergi politikası, göç kısıtlamalarının kaldırılması ve vatandaşlık haklarının göçmenlere daha kolay tanınması, çevre felaketinin durdurulması için bir program hazırlanması, savaş sanayinin kaldırılması ve vatandaşlık haklarının korunmasını içermektedir. Uygulandıkları takdirde bu reçetedeki talepler kısa vadede zor durumda olan dünya nüfusunun durumunda belirli bir iyileşme sağlayacak uzun vadede ise kapitalizmin çarklarına kum atacaktır. Bu liste günümüz neo-liberal sisteminin getirdiği reel sorunlardan yola çıkarak ve sermaye birikimi sürecini hedef alarak hazırlanmıştır. Tabii ki bu talepleri dile getiren herhangi bir toplumsal muhalefet sermayenin şiddetli tepkisiyle karşı karşıya kalacaktır. Diyalog olarak başlayacak olan bu tepkinin şiddete dönüşmesi muhtemeldir. O noktada anti-kapitalist hareketin önünde iki yüzyıllık soru yeniden belirecektir: reform mu yoksa devrim mi?
Callinicos’un Anti-Kapitalist Manifesto’sunun hazırlanma amacı, yazının başında da söylediğimiz gibi, alternatif küreselleşme hareketine teorik ve pratik bir yol göstermektir. Bu hareketi oluşturanların çoğunluğunun reformist uygulamaları yeğleyen aktivistler veya sosyal demokrat sayılabilecek orta sınıf beyazlar olduğu düşünülürse Callinicos’un Marxist analizi daha iyi anlaşılabilir. Günümüz dünyasının sosyo-ekonomik sistemine getirilen en büyük eleştiriler temelde neo-liberal politikalar hedef alınarak geliştirilmektedir. Callinicos’un da belirttiği gibi bu anlayışın arkasında yatan düşünce kapitalizmin aslında devlet müdahaleleriyle insanca bir düzen yaratabilme kapasitesine sahip olduğudur. Kitapta yer alan Marksist analiz bu düşünceyi yıkmayı hedeflemektedir. Bu noktada örgütlü emeğin, alternatif küreselleşme hareketinde eksik kalan toplumsal tabanı sağlayıp değişim için ön ayak olabileceğini belirten yazar anti-kapitalist hareketin de işçi sınıfının kaybettiği momentumunu geri kazandırabileceğini söylemektedir. Sosyalist planlama modelinin zamanı gelmiş ve geçmiş bir kurumsal yapı olarak algılandığını belirten Callinicos, bugün böyle bir yapıya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu ifade etmektedir.
En Çok Okunan Yazılar
- Jakobenizm ve Robespierre
- Kürt Sorununda Çözüm Nerede?
- Bizans Tarihine Giriş
- Yön-Devrim Hareketi: Jön Türkist Bir Hareket
- Kadro Hareketi: Yolunu Yitirmiş Bir Akım
- Kürt Raporu: Cumhuriyetin ve Kürt Siyasetinin Tasfiyesi
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bir Diktatörlüğün Anatomisi
- Gramsci’yi Yeniden Okumak
- Moskova Tipi Bir Komünist: Behice Boran
En Beğenilen Yazılar
- Varoluşçuluk Bir Anti-Hümanizmdir!
- Schelling’in Felsefî Soruşturmalar’ına Bir Derkenâr
- Devrimin Tarihyazımı
- Sovyetler Birliği Üzerine Ezberi Bozmak
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bizans Tarihine Giriş
- Liberal İdeolojinin Jön Türklerdeki Kökeni
- Liberal Darbelerin Analizi
- Yitirilen Masumiyete Ağıt
- Jakobenizm ve Robespierre

Kritik-Kitaplar


