| 24 Eylül 2009

Macaristan doğumlu Karl Polanyi’nin (1886-1964) İkinci Dünya Savaşı esnasında yazdığı ve 1944 yılında basılan Büyük Dönüşüm adlı yapıtı yazarın tanımını yaptığı 19. yüzyıl uygarlığının ortaya çıkışını ve yıkılışını anlatmaktadır.Karl Polanyi, The Great Transformation:The Political and Economic Origins of Our Time (Boston: Beacon Press, 2001). Polanyi, 19. yüzyıl uygarlığını dört ana kurumun oluşturduğunu söyler. Bu kurumlar; Napoléon savaşlarından sonra neredeyse tam bir yüzyıl boyunca Avrupa’da kıta genelinde bir savaşın çıkmasını engellemiş olan güçler dengesi sistemi, dünya ticaretinin daha önce emsali görülmemiş bir biçimde düzenlenmesini sağlayan uluslararası altın standardı, yüksek düzeylerde maddi zenginlik ve aynı zamanda fakirlik, üretilmesini sağlayan kendi kendini düzenleyen piyasa mekanizması, ya da piyasa ekonomisi ve son olarak da liberal devletten ibaretti. Bu kurumlar arasında, Polanyi’ye göre, 19. yüzyıl uygarlığına ana şeklini veren kendi kendini düzenleyen piyasa mekanizmasıydı. Zira, gerçekleştirilmesi imkansız bir ütopya olan kendi kendini düzenleyen piyasa mekanizması, kendinden önce gelen siyasal iktisat anlayışlarında köklü bir değişimin ifadesiydi. Bu değişim toplumun bütün öğelerinin –emek, toprak ve para– birer meta haline dönüştürülmesiydi. Toplumu oluşturan öğeler için bu dönüşüm, onların kendi doğalarından ve amaçlarından kopup piyasada alınıp satılabilen bir mal haline getirilmeleri anlamındaydı. Daha önce dünya tarihinde bu tarz bir iktisadi anlayış görülmemişti. Evet, pazar yerleri ve ticaret hep vardı. Fakat üretimi ve ticareti düzenleyen kurallar toplumsal dokuyu bozacak şekilde değil, ona tâbi olacak şekilde oluşturulmuştu. Ekonomiler, siyasi ve toplumsal hayatın denetimi altındaydı ve kendi kendilerine işlemelerine izin verilmezdi. Polanyi, eski ekonomik sistemlerde üç uygulamanın görüldüğünü belirtir. Bunlar tekrar dağıtım, karşılıklılık ve aile için üretimdir. Fakat kendi kendini düzenleyen piyasa mekanizması, ya da piyasa ekonomisi, piyasa fiyatlarına göre kontrol edilen, düzenlenen ve idare edilen bir iktisadi yapıdır ve üretim ve satış için karar verici piyasa fiyatlarıdır. Arz ve talebi dengeleyecek olan mekanizma fiyatlardır. Fiyatları gösterge olarak kullanan üreticiler, mallarını kâr edebilecek şekilde üretebilmek için gereken miktarda üretici araca sahip olabilmeli ve emeği, toprağı ve parayı satın alabilmelidir. Kendi kendini denetleyen piyasa mekanizmasının oluşturulabilmesi için bütün üretimin kâr etme arzusundan kaynaklanması ve tüm gelirlerin bir malın, ya da hizmetin, satışından elde edilmiş olması gerekir. Kısacası bu metalaştırma süreci piyasa ekonomisi için olmazsa olmaz bir koşuldu, fakat piyasa mekanizmasının oluşturulması toplum ve onu oluşturanlar için bir ölüm fermanıydı. Çünkü ne insan, ne toprak ne de üretici mekanizmalar birer meta haline getirilmek için oluşmuşlardır. Emeği, onun sahibi olan bireyi etkilemeden kullanamazsınız. Aynı şey toprak ve üretici mekanizmalar için de geçerlidir. Bu noktada bir ikilem ortaya çıkmaktadır: Eğer toplum varlığını piyasanın eline bırakmayıp garanti altına almak istiyorsa bu kendi kendini düzenleyen mekanizmaya müdahele etmelidir. Ve etti de. Siyasetin iktisada farklı yönlenlerden etki etmesi olarak ortaya çıkan bu müdahale biçimi, Polanyi’ye göre kendi kendini düzenleyen piyasa mekanizmasının sonunu getiren süreç olmuştur.
Günümüzde şahit olduğumuz neoliberal politikalar, Polanyi’nin tasvir ettiği 19. yüzyıl piyasa ekonomisinin yeniden oluşturulma süreci olarak adlandırılabilir. Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi üçlemesi olarak karşımıza çıkan neoliberal politikalar, sermayeyi emek ve toplum üzerinde egemen kılmaya yöneliktir ve devletin siyasi olarak sermaye lehine işleyen bir aktör haline getirilmesi için uğraşır. Piyasanın toplumsal ilişkilerin tek belirleyicisi haline getirilmesi anlamına gelen bu değişimler, Polanyi’nin tanımladığı kendi kendini denetleyen piyasa mekanizmasının (self-regulating/self-adjusting market) Keynesgil refah sisteminin çöküşünün ardından tekrar yerleştirilmeye çalışılmasının bir ifadesidir. Fakat burada Polanyi’nin tanımladığı sorunsala tekrar dönmek durumunda kalıyoruz, zira neoliberalizm toplumu ve doğayı tehdit ederken pek çok tepkisel harekete de yol açmaktadır. Bu tepkisel hareketler, neoliberal politikaların doğuşuyla eş zamanlı olarak, 1970’lerden itibaren ortaya çıkmıştır. Wallerstein’ın sistem karşıtı hareketler olarak isimlendirdiği bu neoliberalizm karşıtı sosyal hareketler, öncelikle küresel Güney’de ortaya çıkmış ve neoliberal politikaların 1980’ler sonrası ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yerkürenin dört bir yanına yayılması sonucu küresel bir hal almıştır. Günümüzde bu hareketler, “küreselleşme karşıtlığı” veya “alternatif küreselleşme hareketleri” olarak adlandırılmaktadır. Bu hareketlerin ortaya çıkışı Polanyi’nin yeniden okunmasını önemli hale getirmektedir, çünkü günümüzde ikinci bir çifte hareket oluşumu gözlemlenmektedir: Bir yandan neoliberal politikaların piyasa ekonomisini yerleştirmeye çalışması, diğer yandan da kapitalizmin bu genişleme sürecine gösterilen sosyal reaksiyonlar. Toplumun ve emeğin bir piyasa ekonomisiyle yok oluşa doğru ilerletilmesine tepki göstereceğini Polanyi yarım yüzyıl önce gözlemlerine dayanarak belirtmişti. Bugün de aynı süreci yaşamaktayız. 1970’lerden itibaren IMF, Dünya Bankası, G-8, G-20, Dünya Ekonomik Forumu, GATT ve Dünya Ticaret Örgütü karşıtı protesto gösterileri olarak şekillenen küreselleşme karşıtı hareket bölgesel ve hedef farklılıklarını aşarak neoliberalizme alternatif bir dünya kurma amacına doğru yürümektedir. Tabii ki Polanyi’nin karşı hareketlerini oluşturan faşizm ve komünizmden farklılıklar içermektedir küreselleşme karşıtı hareket. Her şeyden önce, faşizm ve komünizm, her ne kadar uluslararası dayanışmayı desteklese de, belirli bir ülke sınırları içinde hedef belirleyen ve strateji geliştiren hareketlerdi. Yani öncelikli olarak kendi uluslarını dönüştürmek istemekteydiler. Bu özelliği küreselleşme karşıtı hareket için söyleyemeyiz, çünkü kendisini ulusal sınırları aşan ve küresel kapitalizme karşı küresel tepki gösteren ve hiçbir ulusla bağlantısı olmayan bir hareket olarak ifade etmektedir. İkinci farklılık ise faşizm ve komünizmin orta vadeli hedeflerinin devlet gücünü ele geçirmek olmasıdır. Küreselleşme karşıtı hareketlerde bu hedef arka planda kalmaktadır, çünkü bir tek devletin gücünü ele geçirmenin küresel sermaye karşısında etkili olamayacağı sosyal demokratların Avrupa’da iktidara gelip neoliberal politikaları uygulamaya devam etmeleri sonrasında anlaşılmıştır. Üçüncü büyük farklılıksa küreselleşme karşıtı hareketin kendine henüz güçlü bir siyasi kimlik bulabilmiş olamamasıdır. Bu ise hareketin demokrasiye öncelik vererek meşruiyetini arttırma çabasından kaynaklanmaktadır. Bu demokratik öncelik, hareketin gereğinden fazla heterojen bir yapıya sahip olmasına yol açmakta ve hareket içinde çok fazla fraksiyon yaratmaktadır. Her ne kadar faşizm ve komünizmin kitleleri harekete geçirme kapasitesine henüz ulaşamamış olsa da, küresel anlamda neoliberalizmin piyasa ekonomisi oluşturma çabalarına toplumsal bir tepki olan küreselleşme karşıtı hareketler Polanyi’nin Büyük Dönüşüm’ünün tekrar okunmasını zorunlu kılmaktadır.
En Çok Okunan Yazılar
- Jakobenizm ve Robespierre
- Kürt Sorununda Çözüm Nerede?
- Bizans Tarihine Giriş
- Yön-Devrim Hareketi: Jön Türkist Bir Hareket
- Kadro Hareketi: Yolunu Yitirmiş Bir Akım
- Kürt Raporu: Cumhuriyetin ve Kürt Siyasetinin Tasfiyesi
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bir Diktatörlüğün Anatomisi
- Gramsci’yi Yeniden Okumak
- Moskova Tipi Bir Komünist: Behice Boran
En Beğenilen Yazılar
- Varoluşçuluk Bir Anti-Hümanizmdir!
- Schelling’in Felsefî Soruşturmalar’ına Bir Derkenâr
- Devrimin Tarihyazımı
- Sovyetler Birliği Üzerine Ezberi Bozmak
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bizans Tarihine Giriş
- Liberal İdeolojinin Jön Türklerdeki Kökeni
- Liberal Darbelerin Analizi
- Yitirilen Masumiyete Ağıt
- Jakobenizm ve Robespierre

Kritik-Kitaplar


