| 29 Haziran 2009
Büyük Fransız Devrimi, yeni yeni ete kemiğe bürünen burjuvazinin devrimci bir sınıf olarak ekonomik iktidarını siyasal iktidar ile taçlandırdığı, bir büyük tarihsel sıçramadır. Devrimin insanlığa bıraktığı; eşitlik ve özgürlük mücadelesinin, aydınlanmanın ışığı ile tüm gerici sınıflara vurduğu çelikten bir darbe. Bugün Fransız Devrimi'nin gericiliğin hedef tahtası seçilmiş olması, kendinden sonraki bütün halk devrimlerine örnek olmuş, sadece getirdikleri ile değil çağrıştırdıkları ile de ilerici hareketlere yön vermiş olmasından kaynaklanıyor. Devrimin ortaya çıkardığı büyük enerjinin yanında, sınıf savaşımlarının kaçınılmaz karşı-devrim dalgasını da tarih sahnesine çıkarışı, tarihe ve tarihi yazanlara en önemli katkısı.
Fransız Devrimi'nin burjuva-demokratik niteliği kuşku götürmez; ancak bir burjuva devrimi olarak ilerici sınıfların kendini her şekilde gösterdiği ve kendinden sonraki demokratik ve sosyalist devrimlere model olduğu da kuşku götürmez. Devrimin bu ilerici mirasını oluşturanlar, Fransız Devrimi dendiğinde akla ilk gelenler elbette Jakobenler. Jakobenler dendiğinde akla gelen de kuşkusuz Robespierre. Devrimin öne çıkardığı pek çok tarihsel figürün arasından, yaptıkları ve yapamadıkları ile açık arayla sıyrılan Robespierre!
Server Tanilli'nin devrimin 200. yıldönümünde, 1989'da yayınladığı iki kitaptan biri olan ''Fransız Devrimi'nden Portreler'', diğer incelemesi olan ''Dünyayı Değiştiren 10 Yıl''da anlatılan devrim kahramanlarının ve onların yanında adları devrimle öne çıkan figürlerin üzerine projeksiyon doğrultuyor. Jakobenlerin önde gelen liderleri Danton, Marat, Saint-Just gibiler yanında, Babeuf ve Hebert gibi sol-jakobenler, aristokrasinin karşısındaki devrimcilikleri halkın karşısında karşı-devrimciliğe dönen Mirabeau, La Fayette, Fouche ve elbette devrimin sonlandırıcısı Napoleon, kitapta incelenen kişiliklerden öne çıkanlar. Ancak kitabın ve devrimin asıl kahramanı, devrimi devrim yapan Robespierre'dir. Fransız Devrimi bir bakıma Robespierre'in kişiliğinde özdeşleşmiş ve onun düşüşü ile de devrim düşüşe girmiştir. Devrimin sonraki yüzyıllara bıraktığı miras Jakobenizm ise, Jakobenizmin mimarı da Robespierre olmuştur.
''Zaman gecikerek de olsa, ihanete uğramış insanlığın ve ezilen halkların öcünü alacak; onun bu yardımını bekleyeceğim.''
İşte Robespierre, insanımız bu işte!
1789 yılı, Fransız Devrimi ile hatırlanır. 1793-94 ise Jakobenler ve Robespierre ile hatırlanır, devrimin doruğa çıkışı bu iki yılda olmuştur. 89'da devrimini yapan ve feodallere istediğini kabul ettiren burjuvazi, hemen o yıl devrimi bitirme uğraşı içine girmişti. Aristokrasiye karşı kalkışmada itici güç olan sankülotlar(baldırı çıplaklar) ve köylüler, burjuvazi tarafından ortada bırakıldılar. 89-92 arası dönemde kral ve feodal sınıflar ile uzlaşma arayan büyük burjuvaziye karşı, devrimi sürdürme inadı ile halkı örgütleyen Jakobenler, Engels'in sözüyle ''burjuvazinin kendisine rağmen burjuva devrimini zafere götürdüler.'' Devrimi boğmak isteyen Avrupa monarşileri ile içeride devrime karşı isyan eden kralcılar ve karşı-devrimci burjuvalara karşı devrimi koruyanlar Jakobenler olmuştur.
''İç tehlikeler burjuvalardan geliyor, burjuvaları yenmek için halkla birleşmek gerek''
Robespierre, kralı giyotine gönderen ve cumhuriyeti ilan eden Jakobenlerin önderi, devrimi halk için sahiplenmiş, kitlelerin devrimci enerjisini devrimci bir yönetimde örgütleyerek Jakoben diktatoryasını kurmuştur. ''Devrimsiz bir devrim mi isterdiniz?'' diyerek, kendi devriminden korkan burjuvaziye karşı devrimi derinleştirmiş, ilerletmiştir. Düşüşünden sonra yüzyıllar boyu gericiliğin onu kan emici bir diktatör sayarak, ''jakoben'' sıfatını bir küfür haline getirip, tepeden inmeci, elitist..vb. suçlamalarla Jakobenizme saldırısı bu yüzden anlamlıdır. Evet, Jakobenler bir diktatörlük kurdular; devrimci bir diktatörlük, halkın devrimci diktatörlüğü. Marat'nın deyişiyle; zulme karşı özgürlüğün despotluğu! İşte Jakobenizmin devrimci diktatoryası budur. Devrimin en kritik zamanlarında, halka tutunarak Fransa'yı ayakta tuttular. Ülkenin her yanını saran devrimci komiteler, halk dernekleri ve Jakoben klüpleri ile, halkın yönetime doğrudan katılımını sağlayan, parlamanterizmin ucuz ve sahte demokrasisi yerine halkın devrimci demokrasisini kurdu Jakobenler.
''Zorba diyorlar bana. Öyle olsaydım, ayaklarıma kapanırlardı ve altınlara boğradım onları...''
İktidarı ellerindeki tuttukları iki yılın 'terör dönemi' olarak adlandırılması, Jakobenlerin devrimi korumak ve savaş koşullarında ağır bir yoksulluk tehlikesi ile karşı karşıya kalan alt sınıfları sömürenleri cezalandırmak için gittikleri zorunlu uygulamaların bir sonucu. İçeride ve dışarda savaş sürerken spekülatörler ile karaborsacıların halkın üzerinden zenginleşme yoluna gitmesi, feodal artıkların ve devrimi bitirmek isteyen burjuvaların komploları ve elbette kral yanlıların faaliyetleri, hızlı ve etkili bir cezalandırma sistemini zorunlu kılmıştır. Üstelik sürekli sövgü konusu yapılan bu dönem, Robespierre'in düşüşü ile başlayan ''beyaz terör'' dönemi ile veya 1871 Paris Komünü'nün bastırılması sırasındaki terör dalgası ile karşılaştırıldığında, çok daha az sayıda insan kaybına yol açmıştır. Asıl gözden kaçırılmaması gereken nokta, bu terör dalgasının en başta sankülotlar ve komün tarafından talep edildiğidir. Jakobenler, küçük mülk sahipleri ile yoksul kesimlerin savaş döneminde artan öfkesini, terör isteğini legalize ederek üzerine almıştır. Mülkiyete olan bakışlarına da uygundur bu durum.
Terör'ün silahlarıyla karşısına çıkılacak olan, yalnızca ''tekelci haydutlukla, zengin çiftlik kiracılarının bencilliği''dir; yoksa zanaatçılar ve küçük ticaret korunmalıdır.
Robespierre ve Jakobenlerin trajedisi de tam burada başlar. Kurmak istedikleri eşitlikçi düzeni; özel mülkiyeti sınırlandırarak, zenginleşme aleyhine düzenlemeler ile sağlayamayacaklarını göremediler. Küçük burjuvazinin siyasi temsilcileri olarak, yaptıkları her şeyin, giyotine gönderdikleri her zenginin, köylülere dağıtmak için el koydukları her toprak parçasının, eninde sonunda burjuvaziye hizmet edeceğini göremediler. Kapitalist üretim ilişkileri ile özel mülkiyetin varlığı sürerken, ideallerindeki eşitliğin ve özgürlüğün gelmeyeceğini anlayamadılar. Burjuva devriminin sınırlarını, başka bir deyişle şanslarını fazla zorladılar.
''İşte attık köprüleri, arkadaki yollarla bağımız koptu; ister istemez ileriye gitmek gerekir...''
İlerleyemeyen geriye gider. Robespierre gerisi ile köprüleri atmıştı, ancak daha ileriye giderse ayakta durabilirdi. Daha ilerisi sosyalizmdi ve maddi temellerinin olmadığı bir çağda sosyalizme varması mümkün değildi. Robespierre gericilerin komplosu ile tutuklandığında binlerce Paris'li sankülot, onu kurtarmak için ayaklanırlar. Farkındadırlar ki, Robespierre devrimdir ve devrim Robespierre'in olduğu yerdedir. Ancak Robespierre harekete geçmez, kaderine boyun eğmiş bir haldedir. Belki de son anlarında yapmak istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlamıştı.
Ne olursa olsun, Robespierre ve Jakobenler kendilerinden sonraki devrimci kuşaklara büyük bir miras bıraktılar. Başta Lenin olmak üzere, Ekim Devrimi'nin önderlerinin Jakobenizm'e tutkuyla sahip çıkmaları boşuna değildir. Jakobenler, kurdukları devrimci diktatörlük ile proleterya diktatörlüğünün ilk örneğini verdiler. Devrim sürecinde halkın devrimci enerjisini örgütlemeyi ve belli bir hedefe kanalize etmeyi ustaca ortaya koyarak, leninist 'öncü örgüt' teorisinin ilkel de olsa ilk uygulayıcıları oldular. 1793 yılında çıkarttıkları anayasa, 1945 yılına kadar Fransa'nın en demokratik anayasası olarak kaldı. Thermidor gericiliği Fransız alt sınıflarını sefalete sürüklediğinde, ayaklanan halkın ilk talebi 'ekmek ve 1793 anayasası' olmuştur. Jakobenler, burjuva devrimcileri olsalar ve yaptıkları sadece burjuvazinin iktidarını sağlamlaştırmış olsa da, zengin sınıfların yüreğine devrim korkusunu ilk kez düşürdüler.
''Yönetim, halkın haklarına saldırığında, başkaldırı, ödevlerin en kutsalıdır''
Halkın ona taktığı lakap ile 'Satın Alınamaz'' (Incorruptible) Robespierre'in adı, günümüzde hala gerici sınıflara korku salıyor. Bugün Jakobenizm düşmanlığı, emekçi sınıfların hareketliliğine duyulan korkunun, aydınlanmaya ve insanlığın ilerici birikimine yönelik saldrının bir ürünüdür. Jakobenler, eşitlikçi bir düzenin, daha adil ve daha özgür bir dünya özleminin ilk tohumunu attılar. Halkçı ideolojiler o tohumdan kök saldılar ve halk devrimleri oradan filizlenip yeşerdi.
Burjuvazi, Napoleon'un ağzından ''devrim bitti!'' demişti yıllar önce. Cevabı Tanilli veriyor:
Devrim bitmedi; sürüyor, sürecek...
