| 28 Eylül 2008
“Büyük kapitalist menfaat sahipleri gerileme sürecinde çıkarlarını her türlü yüksek risk düzenlemesi yoluyla göreceli olarak koruyabilecekleri ve genellikle de kendilerini kurtarması için hükümeti yardıma çağırabilecekleri bir konumdalar. Ayrıca maliyetleri ekonomik hiyerarşinin daha alt basamaklarında olanlara devredebilecekleri binlerce yola da sahipler. Bu durumda kayıplar, orantısız bir biçimde, daha küçük yatırımcıların, işçilerin ve tüketicilerle üçüncü dünya ekonomilerinin sırtına yıkılacak. Sistemin tarihindeki buna benzer tüm devrelerde olduğu gibi bu devrenin nihai sonucu da, hem ulusal hem de küresel ölçeklerde, ekonomik ve küresel sektörde daha fazla yoğunlaşma olacak.”Dünyanın en uzun soluklu Marksist dergilerinden ABD merkezli Monthly Review’un yazarlarından ve Monthly Review ekolünün günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan John Bellamy Foster’in Mart 2008’de yazdığı ve Kapitalizmin Malileşmesi ve Kriz isimli kitabında yer alan yukarıdaki satırlar, şu günlerde ABD’de yaşanmakta olan krize dair önemli ipuçları veriyor. Sahiden de Amerikan hükümeti, yaşanan krizin üstesinden gelebilmek amacıyla, bir yandan ülkenin en büyük finansal kuruluşlarına el koyuyor, öte yandan ise krizin maliyetini ABD halkının omuzlarına yüklemeye çalışıyor.
Foster’in kitabı, mali spekülatör George Soros’un “kapitalizmin en büyük krizi” olarak nitelendirdiği bu son krizi anlamak açısından son derece önemli bir çalışma. Foster analizine ABD’nin nasıl bir borç toplumu haline getirildiğini anlatmakla başlıyor. Emekçilerin ücretlerinin sürekli olarak baskı altında tutulduğu bir ekonomide tüketimi artırmanın ve böylelikle ekonominin bir durgunluğa sürüklenmesinin yolu ücretlileri gelirlerinin üzerinde tüketebilmeleri için sürekli olarak borçlandırmaktan geçiyor. Foster, aile borç yükünün, borç faiz ödemelerinin aile gelirleri içerisindeki payının ve borç faiz ödemelerindeki gecikmenin ne kadar hızlı bir şekilde arttığını istatistikî veriler aracılığıyla net bir şekilde ortaya koyuyor.
Foster, günümüz kapitalizmini “tekelci mali sermaye” kavramı üzerinden açıklıyor. Paul Baran ile Paul Sweezy’nin klasik eseri Tekelci Sermaye’ye atıfla bu kavramı kullanan Foster, Baran ve Sweezy’nin 1966’da yayınlanan kitaplarının 2. Dünya Savaşı sonrası kapitalizmin aldığı yeni biçimi açıklamakta son derece başarılı olduğunu; ancak 1970’lerden itibaren kapitalizmin giderek finansal bir veçheye kavuşmasını öngöremediğini söylüyor. Foster’a göre neoliberalizm, küreselleşme ve malileşme kapitalizmin son otuz yılı içerisinde geçirdiği değişimin karakterize olduğu üç olgu ve “malileşme bugün artık giderek üçlemenin egemenin gücü” haline gelmiş durumda. Foster bunun kapitalizmin tamamıyla yeni bir evresine tekabül etmediğini, “tekelci-mali sermaye olarak adlandırılabilecek yeni bir evre” olduğunu söylüyor. Foster’ın cümleleriyle söylendiğinde; “sermaye, köklü bir yöne doğru ilerlemek yerine, sonsuz gibi görünen bir durgunluk ve mali patlama çemberine yakalandı. Tekelci-mali sermayenin bu yeni ekonomik ilişkilerinin deprem üssü, hala hâkim kapitalist ekonomi durumunda olan Birleşik Devletler’de bulunuyor, ancak –küresel sisteme de artan ölçülerde nüfuz ediyor.” (s. 46)
Foster, Sweezy’e atıfla, kapitalizmin 1974–75 krizi döneminde içerisine girdiği üç temel eğilim bulunduğunu söylüyor. Bu dönemde, büyüme oranı yavaşlarken, tekel nitelikli çokuluslu şirketler dünya çapında hızla yayılıyor ve sermaye birikim süreci malileşiyor. Sermaye sahipleri, tüketimi istedikleri oranda artıramadıkları için ellerindeki para sermayeyi genişletmek için mali ürünlere yöneliyorlar ve bu da beraberinde “vadeli işlemler, opsiyonlar, türevler, yüksek riskli fonlar” gibi yeni mali araçları getiriyor.
Foster’a göre kapitalizmin durgunluğa girmiş olmasıyla mali spekülasyonun hız kazanması arasında sembiyotik bir ilişki bulunuyor. Buna göre; ekonomik durgunluk kapitalistleri finansal büyümeye daha bağımlı hale getirirken, mali üstyapı üretken ekonomiden tamamıyla bağımsız bir şekilde genişleyemediği için mali büyüme bir süre sonra bir köpük halini alıp patlıyor ve ne kadar genişlerse genişlesin mali sermayenin üretim içindeki durgunluğu alt etmesi mümkün görünmüyor.
Foster, içerisinde bulunduğumuz krizin “basit bir biçimde kapitalizmin tarihinde son derece bildik bir durum olan kitlesel kredi çöküntülerinin bir yenisi olmayıp, tekelci-mali sermaye olarak adlandırdığımız sistemin çelişkilerinin gelişimindeki yeni bir evrenin işaretlerini verdiğini” söylüyor ve “kapitalizmin kalesinde yedi yıl içinde yaşanan iki büyük mali köpük katlaması, malileşmenin ya da ekonomiyi son kırk yıldır karakterize eden, ağırlık merkezinin üretimden finansa doğru yaşadığı kaymanın krizine işaret etmektedir” diye de ekliyor. (s. 65)
Foster’in tarif ettiği tekelci mali sermayenin krizi şu an ABD’de bütün şiddetiyle kendisini hissettiriyor. Krizin nasıl sonuçlanacağını şimdiden kestirmemiz güç görünse de, yaşananların, neoliberalizm efsanesine çok büyük bir darbe vurduğu açıkça görülüyor. Ekonominin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için devlet müdahalesinden arındırılması gerektiğine ve serbest piyasanın kendiliğinden dengeye geleceğine ilişkin mit, kıdemli liberallerimizden Cüneyt Ülsever ya da Taha Akyol’un günah çıkaran yazılarına bakarak da anlaşılacağı üzere, ülkemiz de dâhil bütün dünyada çatırdıyor; ayrıca ABD toplumunun cılız da olsa, Amerikan hükümetinin sermayeyi kurtarma planına verdiği tepkiyi önemsemek gerekiyor.
Ancak, ABD imparatorluğunun, malileşmenin geri dönülemez bu evresinde radikal bir politika değişikliğine gideceğini ummamak gerekiyor. Aksine ABD kapitalizminin, içeride emekçi sınıflara dışarda ise üçüncü dünya halklarına yönelik bir saldırı konsepti geliştirmesi yüksek bir olasılık olarak karşımızda duruyor. Bunun ABD sınırları içerisinde ücretlerin düşürülmesi, vergilerin artırılması, çalışma saatlerin yükseltilmesi gibi politikalarla, sınırların ötesinde ise emperyalist saldırganlığın artırılması ve böylelikle bir savaş ekonomisi aracılığıyla içerideki saldırının dozunun hafifletilmesi şekline dönüşeceğini tahmin edebiliriz.
Baran ve Sweezy’nin Tekelci Sermaye’sinde yer alan ve Foster’ın bugün her zamankinden daha çok geçerli olduğunu söylediği alıntıyla bitirelim yazıyı: “Birleşik Devletler’de ihtiyaç duyduğumuz şey, tarihsel perspektif, gerçeklerle karşılaşma cesareti ve insanlıkla onun geleceğine olan inançtır. Bunlara sahipsek, kendimizi, egemenliği altında yaşayanları sakatlayan, ezen ve onursuzlaştıran ve yer küre çapında... milyonlarca insanı yıkım ve ölümle tehdit eden şeytanca ve yıkıcı bir sisteme karşı savaşmaya adamak biçimindeki ahlaki yükümlülüğümüzü de kabullenebiliriz.”
Baran ve Sweezy’nin Amerikan toplumu için söyledikleri, günümüzde bütün dünya halklarına yapılmış bir çağrı niteliği taşıyor.
En Çok Okunan Yazılar
- Jakobenizm ve Robespierre
- Kürt Sorununda Çözüm Nerede?
- Bizans Tarihine Giriş
- Yön-Devrim Hareketi: Jön Türkist Bir Hareket
- Kadro Hareketi: Yolunu Yitirmiş Bir Akım
- Kürt Raporu: Cumhuriyetin ve Kürt Siyasetinin Tasfiyesi
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bir Diktatörlüğün Anatomisi
- Gramsci’yi Yeniden Okumak
- Moskova Tipi Bir Komünist: Behice Boran
En Beğenilen Yazılar
- Varoluşçuluk Bir Anti-Hümanizmdir!
- Schelling’in Felsefî Soruşturmalar’ına Bir Derkenâr
- Devrimin Tarihyazımı
- Sovyetler Birliği Üzerine Ezberi Bozmak
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bizans Tarihine Giriş
- Liberal İdeolojinin Jön Türklerdeki Kökeni
- Liberal Darbelerin Analizi
- Yitirilen Masumiyete Ağıt
- Jakobenizm ve Robespierre

Kritik-Kitaplar


