(29 değerlendirmenin ortalaması: 4.38)
Babaya Mektup
Babaya Mektup
Franz Kafka
Can Yayınları (2008)
Büyük yazıcılar bu yüzden herkesten daha hızlı görebilendir. Oblomov’un bıraktığı ipucundan yola çıkan ve kendini tartışırken insana dair andığımız tartışmaya bir başka büyük katkıyı yapan Gregor Samsa’ya ulaşıyoruz. Bize kurgusal olanın en gerçeklerinden birini bırakan Franz Kafka Gregor Samsa karakteri ile çağının toplumsal koşullarının insanı dönüştürdüğü şeyi, “Dönüşüm” kitabıyla, kendi çağını da aşarak haber veren önemli edebiyatçılardandır.

Edebiyat çağının tanığıdır. Tüm edebi eserler ait olduğu tarihsel kesite dair önemli ipuçları içerebilirler. Bu sebeple ki tarih çalışmaları belli bir dönemi anlamak için yazınsal birikimin edebiyat koluna ilgisiz kalamamışlardır. Böylesi yapıtlar içinde belki de edebiyatın en önemli alanlarından birini romanlar oluşturmaktadır. Roman özellikle 19 ve 20. yüzyıl için toplumsal gelişmelerin içerdiği her alana dair bir yansıtıcı işlevi görebilir. Çağının önemli düşünce sistemlerini, toplumsal değerlerini, başat insan tipolojisini, farklı toplumsal sınıfların karşılıklı çelişki ve etkileşimlerinin oluşturduğu zemin üzerinde kavramak ve elbette bu gerçekliği yeniden yaratacak bir dil işçiliği ile asla yüzeyde görünenlerin vasatlığına hapsolmayan bir yazınsal anlatım kurmak, büyük roman yazıcılarının, mutlak olmasa da önemli özelliklerinden biridir. Bu özellik tarihsel değişimi geriye dönük olarak anlama ve açıklamada belirli bir bütünlüğün oluşturulmasına, kanımca büyük katkılar yapar. Modern dönemin bütün önemli roman yazıcıları tarih algımıza konu olan bilimsel, siyasal, toplumsal ve insani kategorilerin tamamına yönelik zenginleştirici katkılar yapmamış mıdır? Şüphesiz sayılamaya kalksa epeyce uzun bir liste oluşturmuş oluruz. Bunun yerine romanın tarif edilen gücüne dair burada söylenmeyen bir özellikten yola çıkarak somutlamak daha kolaylaştırıcı olacaktır.

Edebiyat çağının tanığıdır ama… yalnızca betimleyici bir tanık mı? Ya da yalnızca yaşadığı dönemin tüm seslerini yazıya döken bir zabıt katibi mi konuştuğumuz? Bir doğa manzarasının resmedilmesi dahi bir tavra, bir yoruma ve üsluba ve insanın karmaşık iç dünyasını algılamamıza olanak sağlayacak bir dolayıma sahipken bunu söylemek saçma olacaktır. Roman yazıcıları bağlı oldukları gerçekliğin sadece tanığı değil aynı zamanda yeniden yaratıcısıdırlar. Belki siyasallığın somut eylem gücü ve yaptırımı kadar gerçekliğe şekil veremezler ama bizleri çevreleyen yaşamı öyle bir sererler ki önümüze kurgular ve karakterler yaşayanlarından daha gerçek olurlar. Şimdi Gonçarov’un aristokrat artığı Oblomov’unun tamamen hayali olduğunu mu iddia edeceğiz?

Merkezinde insanı ve onun eylem doğasını tartışan bir faaliyetten bahsediyorsak burada söz ettiğimiz şey aslında insanın geleceğidir. Roman aynı zamanda büyük ölçüde insanın geleceğine dair felsefi bir tartışmacıdır. Geçiş çağının insanı olarak Oblomov çözülen bir toplumsal sınıftan türeyen ve insanlık sınırlarını zorlayan koskoca bir tembellik anlatısı olarak bize Oblomovluk deyişini bırakmıştır. Gonçarov’un insana dair gelecek kurgusunu veren ve özünde önemli bir felsefi tartışmayı barındıran anlatısı sanırım bugün kitapta durduğundan daha gerçek bir şey olarak kavranmaktadır. Oblomov bize sadece bir ruh hali ve tavır olarak tembelliği değil aynı zamanda insanın altına düşmeyeceği varsayılan bir eşiğin de altına düşebileceğini ve üstüne üstlük buna katlanarak yaşamını sürdürebileceğini şaşırtıcı bir yaratıcılıkla öğretmiştir.

Büyük yazıcılar bu yüzden herkesten daha hızlı görebilendir. Oblomov’un bıraktığı ipucundan yola çıkan ve kendini tartışırken insana dair andığımız tartışmaya bir başka büyük katkıyı yapan Gregor Samsa’ya ulaşıyoruz. Bize kurgusal olanın en gerçeklerinden birini bırakan Franz Kafka Gregor Samsa karakteri ile çağının toplumsal koşullarının insanı dönüştürdüğü “şeyi”, “Dönüşüm” kitabıyla, kendi çağını da aşarak haber veren önemli edebiyatçılardandır. Kafka insana dair felsefi bir tartışma olarak romanını yabancılaşma, iletişimsizlik ve burjuva toplumunun otoriter karakterinin yarattığı bireysel çöküntülerin, insanı ulaştırdığı bir sınır olarak Gregor Samsa’yı tarihe geçirmiştir. İnsanın Oblomovluk sınırında öylece kalamayacağını başka bir şeye mutlaka dönüşeceğini gösteren bir başka iddia olarak Kafka’nın Dönüşüm’ü, kendi çağının ötesinin insanına bakıştaki edebi yaratıcılığı sergileyen unutulmaz bir “kurgu” yapıttır.

Franz Kafka’nın eserlerini okumak insana dair kışkırtıcı soruları gündeme getirir. Bir çok eseriyle yaşadığı dönemin koşulları ve o koşullar altında gerçekleşen insan ilişkilerine derin bir tartışma zemini sunan Kafka, uzunca ifade ettiğimiz tarihe tanıklık, gerçekliği yeniden yaratma ve insan geleceğine dair bir tartışma yürütme açısından belki de yüzyılının en önemli yazarı kabul edilebilir.

Kafka türünde bir yazar söz konusu olunca okur açısından önemli olacak birkaç temel noktadan mutlaka bahsetmek gerekir. Romanın bireysel bir anlatı olduğunu kabul edersek, okuyucunun yazarın insan ve toplum kavrayışını öne çıkararak düşüneceğini ve kendi yaşamına eserden çıkarsadığı soyutlama ile yeniden bakmasının önemli bir adım olacağını söyleyebiliriz. Yani yazar toplumsal gerçeklik içerisinde belirli bir açıdan insanı anlatırken anlattığı insanlardan biri olarak okur, öncelikle bahsedilen toplum ve insan kavrayışı ile bir ilişki kuracaktır. Zaten edebiyatın rehberliğinde tarihi yorumlamak için bu kaçınılmazdır. Fakat yazar ve okur arasında böylesi bir ilişki, zincirin ilk halkasını oluşturur. Aynı zamanda yazarın kendisi, ilişkileri gerçek ruh hali, gerçek ilişkileri içerisindeki kimliği bu zinciri tamamlayan önemli bir halka olarak düşünülebilir. Gerçi önemli eserlerin yaratıcılarının yaşamlarını bilmek bazen bizi hayal kırıklığına da sürükleyebilmektedir. Yazarın gerçek sıradan, yaşayan bir insan olması yazdıklarını önemseyen okur açısından yüksek olabilecek beklentilerin karşılanmaması durumudur, böylesi bir hayal kırıklığı. Ama eğer büyük yazarların insanı tartışmada önemli katkıları olduğunu kabul ediyorsak onların bizden biri olarak bu katkıları yapmış olması çok daha önemlidir. Çünkü ancak o zaman Gregor Samsa’nın bizim, yani insanlığın gerçek hikayesi olduğunu kavrayabiliriz. Yüzyılımıza şöyle bir bakalım “dönüşümümüzü” Kafka bize anlatmadı mı?

İşte Kafka’yı Samsa yazıcısı olarak değil de kendi haliyle bir insan olarak anlamamıza ve yarattıklarına dair bize daha anlamlı bir katkı sunacak kitap olarak “Babaya Mektup” yukarıda sözünü ettiğim yazar, eser, okur ve toplum diyalektiği içinde okunabilecek bir kitaptır. Can yayınlarının Cemal Ener çevirisi ile haziran ayında yayınladığı kitap, Kafka’nın hayatında en önemli figür olan babasına yazdığı mektubu içeriyor. Muhatabına ulaşmayan bu mektup Kafka’nın kişisel yaşamına, aile ilişkilerine ve bunları algılayışına ilişkin önemli bilgiler sunuyor. 1919 yılında Babası ile arasında geçen bir tartışmaya yönelik olarak kaleme alınan mektup, evliliğine karşı çıkan babasına Kafka’nın yanıtı bir bakıma. Özellikle tartışmak için yazının seçilmiş olması mesafe ile pek ilgili görünmüyor. “ …ve şimdi burada sana yazılı bir cevap vermeyi deniyor olsam da, bu fazlasıyla eksik kalacaktır, çünkü bu korku ve onun etkileri senin karşında yazarken de ket vuruyor bana ve dahası meselenin büyüklüğü, hafızamın ve aklımın sınırlarını çok aşıyor.” (Babaya Mektup, Syf.13) Kafka kalemini bile ürküten bir korkuyu vurgulayarak başlıyor mektubuna ve daha çok bu bölümlerde babasının ona neler ifade ettiğini anlattığı bir çerçevede sürüyor mektup. Uzun uzun çocukluğundan itibaren her beklentisi ile ezildiği ve bunu yaşadıkça giderek babasının beklentilerinden uzaklaşan bir çocuğun hikayesini öğreniyoruz. Bu durumu akıl almaz bir korkunun izlediğini ve öylesi bir çocukluğa yön verdiğini Kafka aile yaşamlarında babasının aldığı rol ve ilişkilerden örnekleyerek anlatıyor. Hatta bazen babasının hakimiyetine dair öyle etkili ifadeler kullanıyor ki böylesi bir durumu asla anlayamayacağınız hissine kapılıyorsunuz. Ama otorite karşısında takınılan tavır ve hissedilenlere ilişkin Kafka’nın yapıtlarındaki insanı son derece edilgenleştiren süreçlere ilişkin gözlemlerin kaynaklarından bazılarını da keşfetmenizi sağlıyor bu ifadeler. “…senin birini yakalamak üzere bağırarak masanın çevresinde koşturman, yakalamayı besbelli hiç istemediğin halde, istermiş gibi davranman ve annemin sonunda o kişiyi sözüm ona kurtarması da bana korkunç gelirdi. Bir kez daha hayatını senin lütfun sayesinde kurtardığını sanırdı çocuk ve bu hayatı senin hak edilmemiş bir armağanın olarak sürdürürdü.” (Syf.26) Kafka insanın koşullarına mahkumiyetini tabi olunan karşısındaki korku ve edilgenliğini aslında yapıtlarının genelinde baba-oğul çatışması olarak ve onun üzerinden anlatır, daha doğrusu bunun hakim bir tema olduğu söylenir. Kafka’nın Babaya Mektup’u da aslında kendi yaşamında önemli bir yerde durduğunu anladığımız bu ilişkinin ifade ettikleri açısından bir kaynak olarak bu düşünceyi destekler. Daha sonraki bölümlerde aile bireylerine ilişkin ve onların babasıyla kurduğu ilişkileri anlatırken Kafka’nın fark ettiğimiz kavrayışı, aslında anlattığı şeyin sadece baba ve oğul olmadığını bize gösterir. Çünkü Kafka’nın yaşama dair gözlemlerini, dönemin burjuva toplumunun otoriter kurumlarına ve onların yarattığı bir figür olarak otoriter babaya atıfla tanımlandığını, başka yapıtlarına yaklaşan bir anlatım tarzından anlarız. Bu açıdan Babaya Mektup aslında Kafka’nın yaşama bakışında bize bir pencere daha açar. Ve bu pencere Gregor Samsa’nın hangi koşulların bir ürünü olabileceğine dair daha zengin bir açıklamaya kavuşur. Mektubun son bölümleri açık bir suçlama tonuyla devam eder ve babasının tüm bunlara olası yanıtını öngören bir kurgu cevapla sonlanır. Ayrıca kitabın sonunda Wuppertal Üniversitesi Kafka Araştırmaları Merkezinden Roger Hermes’in ayrıntılı incelemesi Kafka ve mektubu konusunda zengin bir bilgi sunmaktadır.

Kafka’nın yazdıklarının bir kaynağı olarak kendi yaşamına belli bir açıdan girmemizi sağlayan mektup sadece Kafka okuyucularını değil insana dair felsefi tartışmalara önem veren okuyucu açısından da anlamlıdır. Birincisi, Kafka okumaya ayrıcalıklı bir davettir zira Gregor Samsa’nın hayat bulduğu zihni birinci elden tanıma imkanı vermektedir. İkincisi bu davete icabet edildiğinde Kafka’nın insan için öngördüklerinin yerindeliği karşısında mutlaka tartışmak zorunluluğu duyulacaktır. “…birinin tutuklu olması ve beklide başarabileceği bir firar niyetiyle yetinmeyip,yanı sıra,hem de üstelik hapishaneyi bir zevk sarayına dönüştürme niyetini andırıyor. Kaçarsa, hapishaneyi dönüştüremez, eğer dönüştürürse kaçamaz.” (Syf.61)

Bu bir tartışmadır ve insan içindir. Kafka babasına seslense de tüm eserleriyle bize seslenir ve yukarıdaki sözleri pekala bu tartışma için de bir başlık olabilir. Oblomov insanlığın hem hapishaneyi hem zevk sarayını aynı anda yaşatırken verilen kavganın duraklarından biriydi ve fakat bu kavgada yatağında olduğu gibi kalmadı bir sabah Gregor Samsa olarak uyandı. Çünkü “…hayat sabır oyunundan daha fazla bir şeydir”. (Syf.66) Öyleyse Babaya Mektup’u sadece Kafka’nın otobiyografisi olarak almayalım. Gregor Samsa’dan ileriye doğru, Oblomov durağını da aşarak “İnsana” ulaşma tartışmasına katkısı olan bir yazarın yazdıklarına bakmak için bir vesile kabul edelim. Okumayı, daha doğrusu geleceği önemsemiyor musunuz?