| 19 Ocak 2009
“Az sonra Rio sokaklarına çıkacaksınız. Korkunçluğunu her an duyuran bir varlığın ok menzilinde bir yolculuk olacak bu; ölümün kötü kokulu soluğu sürekli yüzünüzde; karanlık ve sapkınlıkla yüklü bir bakış hep sırtınızda… Bir kuyunun üzerine eğilmiş ve ansızın, aslında onun sizi izlediğini fark etmişsiniz gibi… Arzunun derbeyliğinde acınası tahtına oturtulmuş, peşkeş çekilen insan bedeniyle karşılaşacaksınız. Etin hiç sönmeyen yangını, budalalığı ve eşsiz güzelliği; hafif, uçucu kaçıcı, gelgeç bir yaşam ve her köşe başında bir ölüm…”Pek çok insan bir şeylerden kaçmak, yeni maceralar yaşamak ya da kendiyle yüzleşmek için hiç bilmediği bambaşka kentlere kaçmak arzusu duymuş, kimse tarafından tanınmadığı yerlerde sıradan bir ölümlü olduğunu hatırlayarak yeni bir hayat kurmak istemiştir.
İşte bu roman insanı hüzünlü ve yalnız bir kadınla birlikte başka bir kente, Kırmızı Pelerinli Kent’e sürüklüyor. İçindeki şiddetle başa çıkmaya, allak bullak yaşamının sarsıntılarını dünyanın başka bir ucundaki yoksul bir kentte gidermeye çalışan bir yazarla buluşturuyor. Çatışmalarla, içkiye ve dansa düşkün insanlarıyla, sefalet içindeki sokakları, evleriyle, cinsellik kokan ilişkilerle sarmalanmış bir şehirde karmaşık iç dünyasını yorumlamaya ve kalemine söz geçirmeye çalışan bir yazarla…
Kırmızı Pelerinli Kent’de, dünyanın en tehlikeli ve en ilgi çekici şehirlerinden birinde, bir kadını böylesi bir şehirde yeni bir hayat kurmaya iten yalnızlık ve cesaretle yüzleşiyorsunuz. Yüzleşmek… Evet sanırım kitapta yaşadığınız duygu tam anlamıyla bu… Ölümle yaşam arasında kaybolmuş duyguları ile savaşan bir kadının, bir yazarın kendiyle yaşamla, ölümle hesaplaşmasını okurken, siz de kendi yaşamınızı sorgulamaya başladığınızı hissediyorsunuz. Bu hissiyatın en çarpıcı taraflarından biri ise otobiyografik bir roman olma özelliği taşımasa da, anlatıların çoğunun yazarının gerçek Brezilya travmalarını içermesi. Her kitap kuşkusuz yazarından izler taşır. Kırmızı Pelerinli Kent ise okurken insanda kitabın yazarını da özel olarak tanıma arzusu uyandıran bir roman. Aslı Erdoğan uluslar arası platformda adını duyurmuş olan, Lire dergisince “Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterilen, ancak Türkiye’de pek çok okuyucunun fazla tanımadığı, insanların kulağına ismi çalınmış olsa da çok az kişi tarafından okumuş bir yazar. Oysa çağdaşı olan pek çok kadın yazardan çok daha etkileyici ve içten bir anlatıma sahip.
Yoğun ve güçlü anlatımıyla, etkili psikolojik tahlilleri ve gerçekçiliğiyle Kırmızı Pelerinli Kent, birden sizi tanıyan, size sarılan ve içinizdeki o saklı yerlere dokunan biriyle sohbet ettiğinizi hissettiriyor size. Kitaptaki hesaplaşma sizi de kendinizle hesaplaşmaya sevk ederken birden şaşırıveriyorsunuz. Bir yandan çaresizlik, korku ve yalnızlığı en saf halleriyle duyumsarken, bir taraftan da coşkulu bir başkaldırı isteği ile yüzleşiyorsunuz. Kırmızı Pelerinli Kent’in insanı çarpan tarafı da belki bu...
