(37 değerlendirmenin ortalaması: 4.59)
Sherlock Holmes Mavi Yakut'Sevgili dostum,' dedi Sherlock Holmes, Baker Sokağındaki evde ateşin karşısında otururken, 'hayat, insan aklının düşünebileceğinden çok daha gariptir. İnsan, gerçekte sıradan denen şeyleri çoğu zaman hayal bile edemez. Eğer şu pencereden el ele uçup, bu büyük şehrin üzerinde dolaşarak çatıları hafifçe kaldırıp aşağıda olan garipliklere, sıra dışı tesadüflere, planlara, niyetlere ve nesilden nesle süren olaylar zincirine bakabilseydik, aslında doğası gereği sıradan ve önceden tahmin edilebilir olan insan ürünü eserlerinin hepsi, yararsız ve donuk bir hal alırdı.'

Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes Kızıl Saçlılar Kulübü, Bir Kimlik Vakası Hikayesi

 

“Küçük bir teorimi test etmek istiyorum.”Doyle, A. C. (2007) Sherlock Holmes Mavi Yakut, İstanbul: Martı yayınları, 32 Böyle söyleyerek başlıyor meşhur adam bir itirafa ve bir alçak gönüllülük gösterisine, aslında meşhur adamın bu yönünü gözlemleyebilenler pek azdır, elbette tüm hikayelerini dinleme şansı bulmuş “kitap okuyucuları” itiraz edebilirler. “Watson, sanırım şu anda  karşında Avrupa'nın en büyük aptallarından biri duruyor.”Age. 32 Artık bu sözleri de işittikten sonra meşhur adamın mütevazılık sınırlarını zorladığını söylemek için elimizde yeterince kanıt var. Adamımıza aşina olanların itirazını güçlendirecek bir başka ipucu daha verebilirim. Bu durum pek nadirdir dedim, ama neredeyse her hikayesinde benzeri laflar etmiştir. Kesinlikle yerinde bir gözlem. Ama ben bunlarla bile pek ikna olamıyorum, meşhur adamın bizzat kendisinden öğrendiğim düşünce yöntemine göre alçak gönüllü ya da mütevazı gibi bir sıfat kullanabilmek için fazla açık ve sıradan bir durumdayız. Bunları düşünmeden edemiyorum. Bu kadar belirginlik şüphe çekiyor, sanırım kendisi ile ilgili çok önemli bir şeyler saklıyor bu adam.

Derken meşhur adam sözünü bitirmek için devam ediyor: “Beni Charing Cross'tan atsalar yeridir. Ama galiba meselenin anahtarını buldum.”Age. 32 Artık mesele açığa çıktı... Meşhur adam önce bir probleme bir teoriyle yaklaşacak kadar zeki oluyor, sonra birden teori kuramayacak bir aptal olduğunu öğreniyoruz. Elbette önce teori ile başlar, sonra kendisine aptal derse, kendisi hakkındaki yargımızı hemen biçimlendirir: alçakgönüllü bir adam...

Adamımız hakkında karar vermekte acele ettik sanırım. Zira adamımız hata yapmasının karşılığında kendisini ölümcül bir düşüşle cezalandırarak, uğraştığı problemin büyüklüğü ile beraber büyüyor. Sonuç olarak kasketi, piposu ve yanından hiç ayırmadığı büyüteçi ile bu çok çok meşhur adam yine kendisini zekice övmüş oluyor. Sanırım Dr. Watson ismi de geçmişken kimden bahsedildiği anlaşılmıştır...

Sherlock Holmes Dans Eden AdamlarSir Arthur Conan Doyle'un üniversitede çok sevdiği profesöründen yola çıkarak yarattığı, dünyanın en meşhur detektifi ve rasyonalisti Sherlock Holmes'tür konuşan... Zeki ve aynı oranda kendisini övmeyi seven bu adam hakkında, çözüme kavuşturana kadar epey zorlandığı bir hikayesinden diyaloglarla yola çıktık. Holmes mütevazı ya da alçak gönüllü sıfatlarına pek ihtiyaç duymayacağımız davranışlar sergiler. Fakat yoldaşı Dr. Watson söz konusu olunca Holmes, başka biri oluverir, hikayelerinde hiç görmediğimiz oranda ince ve alçakgönüllü tavırlar sergiler. Bu durumu açıklarken iki temel nedenden söz edebiliriz. Birincisi; Holmes A. C. Doyle'un kaleminden hayat bulmuş, klasik polisiyenin en tanınmış karakterlerinden biridir ve belki bir çok kişi tarafından gerçek bir detektif olduğuna inanılmıştır. Bu nedenle böyle gerçek bir insanın gerçek dostları olacaktır ve dostlarına her zaman olduğundan daha farklı ve özenli davranması normal kabul edilmelidir. İkincisi ve Holmes'ün de daha çok itibar edeceği senaryo ise, A.C. Doyle'un Holmes karakteri aracılığı ile çağını değerlendirmesi, takip ettiği felsefi tartışmaları ve akıl yürütme yöntemini okuyuculara açıklayarak benimsetmek ve övmek istemesidir.

İşte bu noktada Dr. Watson'ın soruları Holmes'e yaşadıkları her olayda olayın çözümüne giden düşünce yöntemini açımlamasına fırsat verdiği için, Holmes herkes gibi davranmaz yoldaşına... Çünkü meşhur detektifimizin yöntemi ancak Dr. Watson'ın soruları ve o sorulara verilen yanıtlarla ortaya çıkartılabilir. A.C. Doyle teorik akıl yürütmenin ve rasyonalizmin merkezinde durduğu yöntem tartışmasının bir karakterin üzerinden açıklanamayacağını bilir, zira ona göre yöntem üzerine düşünmek insanın kendi yöntemi üzerine kafa yorması ile pek mümkün olamamaktadır. Bu sürecin nesnelleştirilmesi için bir ilişkiye ihtiyaç vardır ve akıl bu ilişki olmadan anlamsızdır. A.C. Doyle insan aklının toplumsal karakterine verdiği önem ile polisiyeyi tercih etmiş ve Sherlock Holmes-Dr. Watson ikilisini yaratmıştır. Örneğin yukarıda alıntılanan “Büyük Dudaklı Adam” hikayesinin sonunda Holmes'ün Dr Watson'a son sözleri açıkça bu durumu işaret eder: “ 'Bu sonuca' diye söze başladı dostum, ' yastık üstünde oturup art arda beş adet pipo içerek ulaştım'.”Age. 32

Klasik polisiye edebiyatı ve özel olarak da Sherlock Holmes hikayeleri taşıdıkları felsefi arka plan açısından belirli bir düşünce ve değerlendirme yöntemini hep öne planda tutar. Genel olarak rasyonalist düşünce akımlarının edebiyat alanındaki en önemli ürünleri olarak bakılabilir bu eserlere ve özellikle Sherlock Holmes hikayelerine. Holmes çözmeye uğraştığı tüm olaylarda, temel bilgiler ışığında ilk olarak bir bakış yöntemi, onun değişiyle “küçük teoriler” geliştirir ve ardından olayın seyrinin geliştirilen teoriyle uyumu gözlemlenerek ortaya çıkan yeni olasılıklara doğru ilerlenir. Bu yöntemiyle Holmes hemen hemen tüm karmaşık problemleri sonunda aydınlatma becerisini göstermektedir. Holmes'ün önem verdiği art arda dizilmiş ipuçları ya da delillerden oluşan bir yığın biriktirerek olayı daha karmaşık hale getirmek değil, tam tersine bir çözüme ulaşmak için nasıl bir bakışa, ne tür kavramlara ihtiyaç olduğudur. Çünkü aslolan elinde nicel olarak ne kadar çok ip ucunun biriktiği değil, o ip uçlarının nasıl bir bütünselliğe işaret ettiğidir. “Hiç değilse malzeme açısından bayağı zenginiz, tek sorun onları nasıl kullanacağımızı bilemememizdir.”Doyle, A. C. (2007) Sherlock Holmes Dans Eden Adamlar, İstanbul: Martı yayınları, 153 Bundan sonra yapılacak olan bilgi yığınları arasında elinde bir teori makası ile pipo içip kesip biçmektir. Sonunda mutlaka olayı andınlatacak yol görünecektir. Sherlock Homes'e göre belirli bir teoriye sahip olmadan bir olaydaki her parçayı toplamak ve görmek orada yalnızca sıradanlık görmek demektir. Oysa gerçek o sıradanlığın arkasında durur ve görülmek için bir bakışa ihtiyaç duyar. Holmes'ün hikayelerinde alaya alarak eleştirdiği bu tutumu resmi polsin olaylar karşısındaki tutumu ile örneklemesi gerçekten eşsiz bir taşlamadır ve bu arada A.C. Doyle amprizme dönük eleştirilerini okuyucuya iletme şansı bulur: “Bir polis memuru tatsız ve kuru ifadeler üzerinde dururken, bir gözlemci, meselenin özünü oluşturan ayrıntılara bakar. Buna göre sıradan olandan daha olğanüstü bir şey yoktur.”Doyle, A. C. (2007) Sherlock Holmes Kızıl Saçlılar Kulübü, İstanbul: Martı yayınları, 82

Sherlock Holmes Kızıl Saçlılar KulübüHolmes'ün yoldaşı Dr. Watson da benzeri eleştirilerin açık edildiği bir kurgu içinde sunulurken A.C. Doyle söyleyeceklerini bu konuşmalar aracılığı ile dile getirir. Watson karakteri hep aceleci, meselenin özünü görebilecek bir yöntemden yoksun, sadece gördükleri üzerinden yola çıkan ve olabilecek ihtimaller üzerinde kafa yormayan bir durumda resmedilir. Burada Holmes'ün Watson'ın sorularına hafif alaylı yanıtlarla sürdürdüğü diyaloglar yazarın ampirik bilgi ve düşünce anlayışına tepkisi olarak okunabilir. “Tam tahmin ettiğim gibi! Gördün ama gözlemlemedin ama gördün. Üzerinde durduğum nokta da bu.”Age. 49 ya da Dr. Watson'ın düşündükleri: “Bu davada da aynısı oldu; onun duyduklarını ben de duymuştum, gördüklerini ben de görmüştüm ama sözlerinden anlaşılıyordu ki o sadece olanları değil, olacakları da görmüştü.”Age. 30 A.C Doyle açıkça bu ifadelerle bilimin amaç edindiği öngörüyü temel alarak bunun ancak teorik akıl yürütmenin temel alındığı bir pratik süreçle mümkün olacağını söylemektedir. Çözmek ve geleceği görmek ampirizmin bizi içine gömebileceği veri yığınlarına yaratıcı bir biçimde bakmakla mümkündür. Sherlock Holmes çözmeye çalıştığı olaylarda bir bilim adamıdır ve bilimin yöntemi üzerine felsefi tartışmalar yürütmektedir. Sherlock Holmes ve Dr. Watson dönemlerinin iki büyük yöntemsel ayrımının iki temsicisi olarak düşünülebilir. A.C. Doyle kesinlikle insan aklına olan güven ve inancın tarafından Holmes'ü eşsiz bir karakter haline getirmektedir. Bunun yanında Dr. Watson ampirik ve pragmatik olanın yetrsizliğini temsil etmektedir. Fakat Doyle burada asla bilimin teorik ve pratik süreçlerini mutlak olarak ayırmamaktadır. Zira Holmes ve Watson dostturlar, yalnızca, biri daha temel olandır. Klasik polisiye türünün en önemli temsilcilerinden biri olan Sherlock Holmes Hikayeleri insan aklını temel alan aydınlanmacı felsefi geleneğe ve insan aklına methiyeler düzmek biçiminde de anlaşılmalı, kabul edilmelidir.

Klasik polisiye romanlar temelde kurgu esaslı edebiyat eserleridir ve bu yönleri ile kesinlikle teoriktirler. Bugün Sherlock Holmes'ü bir de bu gözle okumak güncel felsefi ve ideolojik tartışmalar ile mutlaka ilgili olacaktır. Çünkü günümüzde teori esaslı her yaratıcı faaliyet sorgulanmakta hatta mahkum edilmekte, geçersiz sayılmaktadır. Holmes hikayeleri, yöntemi teorik olarak ele almasıyla, ampirizmin bilgi istifleyici yönünü eleştirmesiyle, nedensellik, bütünsellik ve öngörü gibi kavramlara olan sadakatiyle belirli bir tarafta yer alır. Holmes'ün insan aklı ile ilgili karşısına aldığı her şey bugün Neo-liberal ve Post-modernist düşünce akımlarının bünyesinde topladığı “yeni” sanılan sakatlıkları meydana getirir. Bütünsellik yerine parçalılık, nedensellik yerine alabildiğine tesadüfilik ve tabi büyük teorik anlatılar yerine özgül cemaat masalları... Çağdaş egemen düşünce akımları, genellikle bu izleklerin bir veya bir kaçından yola çıkarak, aydınlanmacı geleneğin felsefi iddialarını, tarihsel gerçekliklerine rağmen, bertaraf etme çabasını her daim dışa vurmaktadırlar. Neredeyse akılcılık çağı, akıl-dışılıkla bir mücadele içinde hiç yaşanmamış gibi, bugünün egemen düşünce yöntemi doğallaştırılıp ebedileştirilmektedir. Bahsi geçen süreç her alanda edebiyat da dahil işlemektedir.

Polisiye edebiyatında da yansımaları açıkça görülebildiği üzere; artık bütün suçların dehşetini birebir deneyimleyen kahramanlar, klasik polisiyenin işlenmiş suçları akıl yürütme yoluyla canlandırarak çözümleyen kahramanlarını alt ediyor. Bugün biz okuyucular ne yazık ki; o çözümleme sürecinin yarattığı keyfin yerine daha çok sırların bir bir açığa çıkmasını bekleyerek heyecanlanıyoruz. Sir Arthur Conan Doylu'un Sherlock Holmes hikayelerini okumak, bugünün dünyasında, aydınlığın safında bir konuma mutlaka sahip olmalıdır. Elbette polisiye edebiyatı da aynı literatür tarafından kapsanmalıdır. Aydınlanmacılığın sistematik tahrifi oldukça geniş bir coğrafyada ilerlemiş ve olağanlaşmış olsa da Sherlock Holmes hala kendi yönteminde ısrar etmektedir: “Çünkü şuç ne kadar büyükse, ardındaki amaç da kural olarak, o kadar belirgin olur.”Age. 83

Şu anda tüm hayata dair iki küçük teorim var; birincisi resmi olanı, ikicisi Sherlock Holmes'e ait olanı, sanırım ben Holmes'ün peşinden gideceğim. Beklerim.