| 21 Haziran 2009
“Her şeye rağmen anlaşılmamak bizim kaderimiz...”Genç Werther'in iliklerine kadar yaşayarak ve hissederek söylediği bu söz onun dramına bir nedendi belki de. Werther bir sanatçıydı, ressamdı. Kusursuz olanı görerek bunu dışavurma cesareti gösterebilen insanlardandı.
“ Yalnızca doğa sonsuz zengin ve yalnızca o büyük sanatçıyı yaratır.”
Tüm sanatçılar gibi her şeye geçmiş ve gelecek perspektifiyle bakan, aşkın düşünen, hiçbir kalıba sığmayan ve sonsuzluğa yatkın olan insan düşüncesinin bilincine erişmiş biriydi Werther. Bütün kurallar onun için doğanın gerçek duygusunu yok ediyordu ve bunlara uyup 'akıllı' olmaya karar veren bir sanatçının sanatı biterdi. Bu yüzden çocuklara sempatiyle bakıyor ve onları kalbinin en yakınları olarak görüyordu.
Ve aşk ! İnsanın aklını koruyan, temiz akılların işi olan, aşk... Eğer aşık olan bir sanatçıysa ve o aşkına ulaşamıyorsa... Arkadaşı Wilhelm'e mektubunda şöyle yazıyor;
“Wilhelm, aşksız dünyanın kalbimiz için ne anlamı var! Sihirli bir lamba ışıksız neye yarar! Küçük lambayı içeriye getirir getirmez, beyaz duvarda rengarenk resimler görünür! Gelip geçici hayalden başka bir şey olmasalar bile, ufak oğlanlar gibi önünde durup, sihirli görüntüleri hayran hayran seyretmek, her zaman bizi mutlu ediyor.”
Aşık olduğu Lotte, Albert ile evlidir. Lotte'ye olan aşkını Albert ve Lotte hissetmektedir. Başından beri Werther umutsuzluğu görür ve bunun mutsuzluğundan çıkışı hayattan kopuşta bulur.
“ Rahat, akıllı insanın, mutsuzun halini görmesi boşuna, onu iknaya çalışması boşuna! Tıpkı hastanın yatağı başında duran sağlıklı bir kişinin, ona kendi gücünden bir damla bile aktaramaması gibi.”
İntiharı düşünür, başından beri bu düşüncesini açığa vurur aslında, ama bunu dahi anlayan bulunmaz fakat bir hissediş vardır. Albert'e intiharın bir zayıflık olmadığını anlatmaya çalışır, bunu bir sanatçı gibi anlatır. İnsanların güçlü olmak gayretinde olduklarını, onların bu amacı taşıdıklarını yüksek sesle söyler ve şunu sorar; gayret güçlü olmaksa, niçin o zaman aşırılık bunun karşıtı olsun?
“Budala kız! Beklemiş olsaydı, zamanın etkisine bırakmış olsaydı, çaresizliği geçmiş, bir başkası onu teselli için karşısına çıkmış olurdu. Bu sanki şunu söylemek gibi: Ahmak, ateşten ölüyor! Kuvvet toplamaya, can suları iyileşinceye, kanının curcunası duruluncaya kadar beklemiş olsaydı; her şey iyi olurdu ve şimdi hala hayatta olurdu.”
Buradaki 'budala kız' kendisiydi, sevdiği kıza ulaşmasına engel olan Albert'e bu örneği vererek, budala olmadığını çok erkenden söylüyordu aslında. Boğuk bir biliçle, kendini yalnız, bütün dünya tarafından terk edilmiş olarak hissediyordu. Ve ekliyor:
“Bak, Albert, bu kimi insanların öyküsüdür! Haydi de, bu bir hastalık hali değil mi?”
Albert'in cevabı ise şuydu : Aykırı, çok aykırı!
Albert'e ve pek çok kişiye aykırı gelen, Werther'in o an ki haliydi. Werther kendini hasta olarak görüyordu artık, eksik olarak görüyordu. Kendimizin eksiğiysek, o zaman her şey eksik oluyor ve Werther bu durumda bir kişi olarak artık resim yapamıyordu. Resim yapamıyor ama kendisini hiç hissetmediği kadar ressam hissediyordu.
Sonsuzluğu bazen tanrıda görüp ona yalvarır, bazense ona da sırtını çevirir Werther. Bir dağın tepelerini, gökyüzünü... izleyerek ağlayan Werther artık bu duyarlılığı kaybettiği hissine kapılır ve tanrıdan göz yaşı diler ve tanrıya sorar, niçin beni terk ettin ? Farkında olduğu gibi onu terk eden sadece umuttur. Bağlı olduğu aşkınsallığı somutladığı şey olan aşkı, oun için ulaşılamaz olunca artık gördüğü gökyüzünü, dağları, dünyayı... göremez olur ve sonsuzluk onun için artık bilinen fakat duyulamayan bir şey haline gelir. Bir sanatçı için ise bunun anlamı sanatının ölmesidir, sanatçının ölmesidir, ölümü istemesidir.
“Korkunç bir şekilde koşturulunca, nefes alabilmek için, içgüdüyle bir damarını dişleriyle yaran bir soylu at cinsinden söz edilir. Sık sık böyle duyumsuyorum kendimi, bana sonsuz özgürlüğü getirecek bir damarımı açmak istiyorum.”
Kendini sonsuzluğun karşısında kurumuş bir kuyu, delinmiş bir kova olarak görür Werther.
Ve yine haklı olarak şöyle der; bazı eksiklerimiz olduğunu öylesine sık duyumsarız ve bizde eksik olana çoğunlukla bir başkasının sahip olduğunu sanıp, ona bizim sahip olduklarımızı da veririz, üstelik idealistçe gönül rahatlığımızı da atfederiz. Böylece o kişi tamamlanmış olur. Lotte, aşkı, onun için böyle bir ‘tamdı’ fakat bir kez bile öpemeyeceği bir aşkıydı. Yaşamın doğal bir coşkusu olan aşk ve aşkına kavuşma onun için imkansızlaşınca, yaşamın imkansızlığını duyumsar Werther, ölümcül bir hastalıktır onunkisi.
“Ah, benden önce de insanlar hiç böyle sefil oldular mı?”
Bu soruyu ölüme giden bir sanatçı olarak sorar, durumunu toplumsal olarak değerlendirmek içindir bu soru, geçmiş ve gelecek bağlamında bu anını değerlendirebilemek içindir.
Nereye adımını atsa , karşısına onu allak bullak eden bir görünüm çıkar. Duyulamayanları duyan yüreği artık onun için çekilmez olmuştur, çünkü; o duyduklarına dokunamıyordur, onların acısını duysa da onlara kavuşamıyordur, aşıktır ama eli aşkına değemiyordur, sonsuzluğu görüyordur ama onu soluyamıyordur, ressamdır ama resim yapamıyordur.
Lotte'nin cevabı şudur : Elinden size üzülmekten başka bir şey gelmeyen bir kişiye bu acıklı bağlılıktan vazgeçin...
Werher ise bu duruma şu karşılığı verir : Oh, karar verdiğim için ne kadar rahatım...
Ve Werther hizmetkarını bir notla Albert'e gönderir. Notta şöyle yazmaktadır : Acaba bana niyet ettiğim bir yolculuk için tabancanızı ödünç verebilir misiniz? Hoşçakalınız!
Albert, Werther'in, Lotte'ye olan aşkından dolayı bitkin olduğunu bilir fakat yine de Werther'den bunu beklemez. Daha önceden av muhabbeti yaptığı Werther'e tabancasını yollar. Lotte'ye döner:
“Tabancayı ona ver”.
Hizmetkara döner:
“Mutlu yolculuklar dilediğimi iletin.”
Lotte durumun farkındadır fakat yapabileceği bir şeyi olmadığı fikrindedir. Elleri titreyerek tabancayı Werther'in hizmetkarına uzatır...
Werther Lotte'nin ellerinin dokunduğu tabancayı defalarca öper... Gece on iki olunca ölümün baş dönmesini içer...
Ölüyü hizmetkarlar taşır, hiç din adamı yoktur. Sonsuzluğu hisseden ruhuyla, zamanında adını anarak ağladığı tanrı ve yer yüzünde onu en çok hissedenler rolünde bulunan din adamları, bu acılı gence sırtını döner, fakat bunu Werther zaten daha önceden yapmıştır.
İyi geceler Werther...
Ve teşekkürler , Goethe...
En Çok Okunan Yazılar
- Jakobenizm ve Robespierre
- Kürt Sorununda Çözüm Nerede?
- Bizans Tarihine Giriş
- Yön-Devrim Hareketi: Jön Türkist Bir Hareket
- Kadro Hareketi: Yolunu Yitirmiş Bir Akım
- Kürt Raporu: Cumhuriyetin ve Kürt Siyasetinin Tasfiyesi
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bir Diktatörlüğün Anatomisi
- Gramsci’yi Yeniden Okumak
- Moskova Tipi Bir Komünist: Behice Boran
En Beğenilen Yazılar
- Varoluşçuluk Bir Anti-Hümanizmdir!
- Schelling’in Felsefî Soruşturmalar’ına Bir Derkenâr
- Devrimin Tarihyazımı
- Sovyetler Birliği Üzerine Ezberi Bozmak
- Sherlock Holmes'ten Teoriye Methiyeler
- Bizans Tarihine Giriş
- Liberal İdeolojinin Jön Türklerdeki Kökeni
- Liberal Darbelerin Analizi
- Yitirilen Masumiyete Ağıt
- Jakobenizm ve Robespierre

Kritik-Kitaplar


